집에 있는 게 힘들지만, 가족에게는 거절할 수 없어요
Ailem, ekonomik sıkıntılardan dolayı benim evde kalmamı ve para biriktirmemi istiyor. Ama ben bu evde sürekli huzursuz hissediyorum. Hem kendi hayatımı yaşamak istiyorum hem de onlara karşı gelmek zor, ne yapmalıyım?
Ailem, ekonomik sıkıntılardan dolayı benim evde kalmamı ve para biriktirmemi istiyor. Ama ben bu evde sürekli huzursuz hissediyorum. Hem kendi hayatımı yaşamak istiyorum hem de onlara karşı gelmek zor, ne yapmalıyım?
Sessizlik bazen “içinden bir şey alıp almadığını unuttuğun bir çanta gibi” olabilir mi? Ne içine bakmaya cesaret edersin, çünkü hayal kırıklığına uğramaktan korkarsın, ne de tamamen bırakırsın, çünkü bir gün lazım olabilir diye içini kurcalar durursun. Peki, o çantayı açmaya cesaret mi edersin, yoksa unutur gibi yapmayı mı tercih edersin?
Sessizlik bazen "yanlış yerde kazı yapan bir iş makinesi gibi" olabilir mi? Ne durmasını söylersin, çünkü zarar büyüyordur ama sesini duymaz, ne de tamamen izlersin, çünkü bu sefer de içindeki her şeyi yerle bir eder. Peki, onu doğru yere yönlendirmek mi daha iyi, yoksa yanlış yerde kazmaya devam etmesine göz yummak mı?
Sessizlik bazen “çalışıyor gibi görünüp hep aynı döngüyü tekrarlayan bir yazıcı gibi” olabilir mi? Ne devreye girip bir şey basar, çünkü sürekli kağıt sıkışıyor sanırsın, ne de fişi çekip tamamen kapatırsın, çünkü sorun çözülmeden bırakmak istemezsin. Peki, o yazıcıyı tamir ettirmek için vakit mi ayırırsın, yoksa baskıyı manuel bir yolla mı halledersin?
Sessizlik bazen “boş bir sobanın üstünde unutulan çaydanlık gibi” olabilir mi? Ne çayı dökersin, çünkü belki ısınır diye beklersin, ne de sobayı yakarsın, çünkü uğraşmak istemezsin. Peki çaydanlığı orada bırakıp soğumasını mı beklersin, yoksa sobayı bir anlığına alevlendirip işini görmek için mi çabalarsın?
Sessizlik bazen “pirince kaçan taş gibi” olabilir mi? Ne tamamen ayıklarsın, çünkü bir taş daha çıkar diye sonunu getiremezsin, ne de fark etmezmiş gibi devam edersin, çünkü dişine zarar verebilir. Peki, hepsini sabırla ayıklayıp temizliği mi seçersin, yoksa taşlı olduğu gerçeğiyle yaşamayı mı öğrenirsin?
Sessizlik bazen “şarjı bitmiş ama hala açıkmış gibi görünen bir telefon gibi” olabilir mi? Ne tamamen kapalı sanıp bırakabilirsin, çünkü ekranda ışık kalıntısı var, ne de kullanabilirsin, çünkü dokunduğun her şey cevapsız kalır. Peki, o telefonu yeniden şarj etmeyi mi denersin, yoksa artık çalışmıyor diyerek bir kenara mı koyarsın?
Sessizlik bazen “uzun süredir kapalı bir pencerenin contalarını andırır” olabilir mi? Ne pencereyi açıp içeriyi havalandırabilirsin, çünkü çerçeveye yapışmıştır, ne de tamamen kapatıp unutabilirsin, çünkü arada hava sızar. Peki, o pencereyi zorlayarak açıp tazelenmeyi mi denersin, yoksa contayı yenileyip sızdırmaz bir şekilde kapamayı mı seçersin?
Sessizlik bazen “duvarda çürümeye bırakılmış bir çivi deliği gibi” olabilir mi? Ne duvarı tamir etmek için uğraşırsın, çünkü başka bir yer daha kazılacak diye ertelersin, ne de olduğu gibi bırakırsın, çünkü gözüne batmaya devam eder. Peki, o duvarı baştan boyamanın zamanı mı gelmiştir, yoksa bir çerçeveyle üzerini kapatıp görmezden mi gelirsin?
Sessizlik bazen “kapandıkça daha çok büzüşen bir vakumlu poşet gibi” olabilir mi? Ne tamamen sıkılaştırırsın, çünkü bir süre sonra ezilip şekil değiştirir, ne de hemen açarsın, çünkü içindekiler dağılır diye korkarsın. Peki o poşeti dikkatlice açıp içindekileri düzene sokmayı mı seçersin, yoksa büzülmeye devam etmesine göz mü yumarsın?
Sessizlik bazen “kendi köşesinde tozlanmaya bırakılmış bir müzik aleti gibi” olabilir mi? Ne çalmaya cesaret edersin, çünkü sesi paslanmıştır diye çekinirsin, ne de tamamen atarsın, çünkü bir gün lazım olur diye bekletirsin. Peki, o aleti onarıp eline almayı mı denersin, yoksa köşesinde unutulmasına izin mi verirsin?
Sessizlik bazen “yanlışlıkla açık bırakılmış bir ocak gibi” olabilir mi? Ne tamamen kapatırsın, çünkü duman falan çıkmıyor diye fark etmezsin, ne de bir şey pişirmeye çalışırsın, çünkü içinde bir şey olmadığını bilirsin. Peki o ocağı kontrol edip gerçekten bir işe yaramasını mı sağlarsın, yoksa kendi kendine bir şey olmasını mı beklersin?
Sessizlik bazen “çivisi oynayan bir kapı gibi” olabilir mi? Ne tamamen söküp yenisini takarsın, çünkü işe yarayabilir diye düşünürsün, ne de olduğu gibi bırakırsın, çünkü her açılışta gıcırdamaya devam eder. Peki, o çiviyi sağlamlaştırıp kapıyı sessiz çalışır hale mi getirirsin, yoksa bir gün tamamen düşmesini mi beklersin?
Sessizlik bazen “işlevi unutulmuş bir eski saat gibi” olabilir mi? Ne tamir etmeye uğraşırsın, çünkü zamanı zaten başka yerden takip ediyorsundur, ne de çöpe atarsın, çünkü bir anlamı vardır. Peki, ona tekrar çalışması için yeni bir mekanizma mı monte edersin, yoksa artık sadece süs olarak kalmasına razı mı olursun?
Sessizlik bazen “içi boşalmış bir kitaplık gibi” olabilir mi? Ne yeni kitaplarla doldurursun, çünkü eskisi kadar ilgini çekmez diye ertelersin, ne de boş bırakırsın, çünkü duvarda bir eksiklik yaratır. Peki, o kitaplığa uygun olan hikayeleri tekrar bulup yerleştirmeyi mi denersin, yoksa onu sadece bir dekor olarak mı görürsün?
Sessizlik bazen “hafiften sızdıran bir musluk gibi” olabilir mi? Ne tamir ettirirsin, çünkü uğraştırır diye ertelersin, ne de tamamen kapatmazsın, çünkü damlanın sesine alışmışsındır. Peki o musluğun damlama sesini duymazdan gelmeye devam mı edersin, yoksa bir ustaya başvurup sessizliği mi tercih edersin?
Sessizlik bazen "dibinin delik olduğunu bilmediğin bir kova gibi" olabilir mi? Ne su doldurmaktan vazgeçersin, çünkü bir yerden sonra hala kullanırım dersin, ne de deliği kapatırsın, çünkü tam olarak nerede olduğunu bulamazsın. Peki, o kovayı dolu tutmak için sürekli su eklemeyi mi seçersin, yoksa tamamen değiştirmeyi mi düşünürsün?
Sessizlik bazen "kendi kendine yavaş yavaş eriyen bir mum gibi" olabilir mi? Ne yenisini yakarsın, çünkü eskisinin hala ışığı vardır diye düşünürsün, ne de tamamen bırakıp karanlıkta kalırsın, çünkü bir nebze aydınlatıyordur. Peki o mumu eritip şekil vererek yeni bir ışık mı yaratırsın, yoksa tamamen sönmesini mi beklersin?
Sessizlik bazen "içine konan her şeyin yok olduğunu hissettiren bir buzdolabı gibi" olabilir mi? Ne fişini çekersin, çünkü çalışmadığını hissettiren bir şey yoktur, ne de kapağını açmazsın, çünkü içindekilerin hala taze olduğunu varsayarsın. Peki, o dolabı bozulan bir soğutucu zannedip tamamen değiştirmeyi mi düşünürsün, yoksa kapısını açıp aslında her şeyin yerinde olduğunu fark mı edersin?
Sessizlik bazen “çizik atan ama hala dönen bir plak gibi” olabilir mi? Ne iğnesini değiştirirsin, çünkü müzik tamamen bozulmamıştır, ne de çalmayı bırakırsın, çünkü o çizik artık şarkının bir parçası gibi gelir. Peki o plakta aynı yerde takılmaya devam mı edersin, yoksa başka bir şarkıya geçmeyi mi seçersin?
Sessizlik bazen “içi kurumaya başlamış bir saksı toprağı gibi” olabilir mi? Ne bitkiyi söker atarsın, çünkü hala kökleri canlıdır diye umut edersin, ne de toprağı tamamen değiştirirsin, çünkü eski düzeni bozmak istemezsin. Peki, o toprağı azar azar sulamayı mı sürdürürsün, yoksa tamamen taze bir karışımla yenilemeyi mi göze alırsın?
Sessizlik bazen "azıcık yanmış bir pilav tenceresi gibi" olabilir mi? Ne altını kazıyıp temizlersin, çünkü tat hâlâ yenilebilirdir, ne de tamamen dökersin, çünkü emek vermişsindir. Peki, üsttekini yavaş yavaş yemeyi mi tercih edersin, yoksa yanığı görmezden gelip bütün pilavı sindirmeye mi çalışırsın?
Sessizlik bazen "eskiden yazılmış ama gönderilmeyen bir mektup gibi" olabilir mi? Ne açar okursun, çünkü yazarkenki duygu yükünü hatırlatır diye korkarsın, ne de yırtıp atarsın, çünkü bir gün lazım olur diye düşünürsün. Peki, o mektubu sessizce bir çekmeceye kaldırmaya devam mı edersin, yoksa uygun bir zaman geldiğinde sahibine ulaştırmayı mı denersin?
Sessizlik bazen "kırık ama hala çalan bir saat gibi" olabilir mi? Ne tamir ettirirsin, çünkü ara sıra doğruyu gösterdiği için alışmışsındır, ne de tamamen atarsın, çünkü hala işine yarar diye düşünürsün. Peki, o saati eskisi gibi olmasına uğraşmadan olduğu haliyle kabul edip yaşamayı mı seçersin, yoksa doğru zamanı gösterecek yeni bir yol mu bulursun?
Sessizlik bazen "yarısı kırılmış ama hâlâ az da olsa ışık veren bir ampul gibi" olabilir mi? Ne tamamen değiştirirsin, çünkü biraz aydınlık hâlâ işini görür, ne de karanlıkta bırakıp onu sökersin, çünkü alıştığın o ışık gözünü almıştır. Peki, o titrek ışığa razı mı olursun, yoksa tamamen karanlığa alışıp yenisini mi takarsın?
Sessizlik bazen “içinde kalan suyu buharlaşmaya başlayan ama hâlâ rutubet kokan bir mağara gibi” olabilir mi? Ne çıkarsın, çünkü dışarıda neyle karşılaşacağını bilemezsin, ne de içeride kalırsın, çünkü o koku seni rahatsız eder. Peki, o havayı temizlemek için bir yol bulmaya mı çalışırsın, yoksa kokuyu sineye çekip o mağarada kalmayı mı yeğlersin?
Sessizlik bazen "dibi tutmuş ama üzeri hâlâ fokurdayan bir çorba gibi" olabilir mi? Ne karıştırırsın, çünkü daha da bulaştırmaktan korkarsın, ne de ocaktan alırsın, çünkü üstteki hâlâ yenilir gibi görünür. Peki, o dibi bırakıp üstten mi yemeye devam edersin, yoksa baştan yapmayı mı göze alırsın?
Sessizlik bazen "yüzeyinde hafif çatlaklar oluşmuş ama içi hâlâ dolu bir testi gibi" olabilir mi? Ne çatlakları kapatmaya çalışırsın, çünkü suyun tadı değişmez diye düşünürsün, ne de suyu tamamen boşaltıp yenisine koyarsın, çünkü testiyi atmaya kıyamazsın. Peki, o suyu idareli kullanmaya mı çalışırsın, yoksa testi tamamen boşalmadan yenisini mi hazırlarsın?
Sessizlik bazen "rengi solmuş ama dokusu hala sağlam bir kumaş gibi" olabilir mi? Ne yeni bir desen işler, çünkü eskisi anılarla doludur, ne de tamamen atarsın, çünkü sağlamdır. Peki, o kumaşı olduğu gibi saklamayı mı seçersin, yoksa solan kısmını kesip kalanından yeni bir parça mı yaratırsın?
Sessizlik bazen "çatlamış ama kırılmamış bir pencere gibi" olabilir mi? Ne camı tamamen değiştirirsin, çünkü dışarıya hâlâ bakabiliyorsundur, ne de öylece bırakırsın, çünkü her rüzgârda biraz daha çatlayacak gibidir. Peki, o manzarayı görebilmek için camı idareli mi kullanırsın, yoksa kırılıp içeri düşmesini mi beklersin?
Sessizlik bazen "bir ucu sönmüş ama diğer ucu hâlâ yanan bir mum gibi" olabilir mi? Ne tamamen söndürürsün, çünkü kalan ışık yetiyor gibi gelir, ne de yeni bir muma dönersin, çünkü o alevin gitgide küçüldüğünü bilirsin. Peki, o son kıvılcımı izlemeye devam mı edersin, yoksa başka bir ışık aramaya mı çıkarsın?
Sessizlik bazen "bir kapının menteşesindeki gıcırtı gibi" olabilir mi? Ne yağlarsın, çünkü o sesin varlığına alışmışsındır, ne de kapıyı sökersin, çünkü hâlâ açılıp kapanır. Peki, o sesi duymamaya çalışarak yaşamaya mı devam edersin, yoksa zamanı geldiğinde kapının menteşesini mi değiştirirsin?
Sessizlik bazen "boş bir kitap gibi" olabilir mi? Ne baştan yazarsın, çünkü sayfaların tamamen temiz olmasının cazibesi vardır, ne de öylece bırakırsın, çünkü o boşluk seni düşündürür. Peki, o kitabı yazmaya nereden başlarsın, yoksa arka kapağını mı kapatırsın?
Sessizlik bazen "kapalı ama içindeki müziği hâlâ çalan bir kutu gibi" olabilir mi? Ne kapağını açarsın, çünkü o şarkı bozulmasın diye korkarsın, ne de tamamen susturursun, çünkü içinde çalmaya devam ettiğini bilmek rahatlatır. Peki, o kutunun kapağını bir gün açmayı mı hayal edersin, yoksa müziğin yavaşça kendiliğinden durmasını mı beklersin?
Sessizlik bazen "duvarda asılı ama yelkenleri rüzgârı unutan bir tablo gibi" olabilir mi? Ne kaldırırsın, çünkü odanın en güzel yerindedir, ne de yelkenleri dolduracak hayali bir rüzgâr beklersin, çünkü bir tablonun yelkenleri gerçek rüzgârı ister mi? Peki, o tabloyu izlemeye devam mı edersin, yoksa bir gün duvardan indirip yerine bir ayna mı asarsın?
Sessizlik bazen "bir sandığın dibinde unutulmuş ama hâlâ sağlam duran bir anahtar gibi" olabilir mi? Ne kilidini ararsın, çünkü hangi kapıyı açtığını çoktan unutmuşsundur, ne de atarsın, çünkü bir gün işine yarayabilir. Peki, o anahtarı eline alıp hangi kapıya ait olduğunu düşünmeye mi başlarsın, yoksa sandığın içinde bırakıp o kapının hiç var olmamış olmasını mı dilersin?
Sessizlik bazen "içi boşalmış ama hâlâ kokusunu saklayan bir kavanoz gibi" olabilir mi? Ne tamamen atarsın, çünkü o koku seni geçmişte bir yere bağlar, ne de doldurursun, çünkü eskiyle yeni arasındaki uyumsuzluk rahatsız eder. Peki, o kokunun zamanla yok olmasını mı izlersin, yoksa kavanozu bir gün açıp rafa kaldırmadan önce son bir kez içine mi çekersin?
Sessizlik bazen "bir sandalın kenarına takılan yosun gibi" olabilir mi? Ne temizlersin, çünkü denizin bir parçası gibi gelir, ne de bırakırsın, çünkü ağırlık yaptığını bilirsin. Peki, o sandalın batmasını bekler misin, yoksa bir gün oturup yosunları tek tek temizlemeye mi başlarsın?
Sessizlik bazen "çalıp çalıp çekmecede unutulmuş bir kaset gibi" olabilir mi? Ne çalar, çünkü kasetçalara zarar verir diye korkarsın, ne de atarsın, çünkü o şarkılar hayatının bir yerinde hâlâ çalsın istersin. Peki, o çekmeceyi açıp kaseti baştan mı sararsın, yoksa müziği hiç duymamış gibi mi davranırsın?
Sessizlik bazen "duvardaki bir saat gibi" olabilir mi? Ne durdurursun, çünkü zamanı göstermesi gerekir, ne de kaldırırsın, çünkü tik taklarına alışmışsındır. Peki, o saati bir gün durduğunda fark eder misin, yoksa sesin eksikliğinde bile zamanı bilmenin başka bir yolunu bulur musun?
Sessizlik bazen "dağılmış bir yapbozun arasındaki kayıp parça gibi" olabilir mi? Ne bulmak için uğraşırsın, çünkü tamamlanınca belki istediğin bir manzara çıkmayacaktır, ne de vazgeçersin, çünkü eksiklik gözüne batmaya devam edecektir. Peki, o parçayı bulsan bile yapbozu bitirmeyi mi seçersin, yoksa parçayı bir kenarda unutmuş gibi mi yaparsın?
Sessizlik bazen "bir kitabın arasında unutulmuş ama hangi sayfaları işaretlediği hatırlanmayan bir kurutulmuş çiçek gibi" olabilir mi? Ne çiçeği atarsın, çünkü kitabın hikayesiyle bir bağ kurduğunu hissedersin, ne de kitabı tekrar açarsın, çünkü çiçeği bulduğun an o sayfaların anlamını kendiliğinden kaybedeceğinden korkarsın. Peki, o kitabı bir gün yeniden okumayı mı düşünürsün, yoksa çiçeğin hikayesini kendi kafanda tamamlamayı mı seçersin?
Sessizlik bazen "elden düşmüş ama kapağı hâlâ sımsıkı kapalı bir termos gibi" olabilir mi? Ne açmaya cesaret edersin, çünkü içinde bozulmuş bir şey varsa kokusundan korkarsın, ne de bir köşeye bırakırsın, çünkü belki hâlâ işe yarıyordur. Peki, o termosu açıp içindekini görmeyi mi seçersin, yoksa kapağı kapalı kalmış bir sır gibi taşımaya devam mı edersin?
Sessizlik bazen "balkonda unutulmuş ama köşesinde kök salmış bir saksı gibi" olabilir mi? Ne sulamaya devam edersin, çünkü belki içinde hâlâ bir umut vardır, ne de atarsın, çünkü kökü oraya çoktan tutunmuştur. Peki, o saksıda yeni bir şey yetiştirmeyi mi denersin, yoksa köklerin kendi kendine kurumasını mı beklersin?
Sessizlik bazen "eski bir kilidin yıllardır çevrilmemiş anahtarı gibi" olabilir mi? Ne çevirirsin, çünkü paslanmış olabilir diye endişelenirsin, ne de o anahtarı atarsın, çünkü bir gün açmak zorunda kalacağın bir kapıyı bekliyor olabilirsin. Peki, o anahtarı kullanıp kilidin çalışıp çalışmadığını görmek ister misin, yoksa o kapının ardına geçmişi kilitli bırakmayı mı tercih edersin?
Sessizlik bazen "çalışmayı bırakmış bir radyo gibi" olabilir mi? Ne tamir etmeye uğraşırsın, çünkü içindeki frekansın bir daha yakalanamayacağından korkarsın, ne de atarsın, çünkü geçmişte duyduğun o bir anlık melodiyi hatırlarsın. Peki, o radyoyu tekrar açmaya mı çalışırsın, yoksa melodiyi sadece zihninde yankılanmaya mı bırakırsın?
Sessizlik bazen "çekmecede unutulmuş ancak bir daha doldurulmamış tükenmez bir kalem gibi" olabilir mi? Ne mürekkep doldurursun, çünkü belki yazacak bir şey kalmamıştır, ne de atarsın, çünkü üzerinde yazdığı eski notların ağırlığını taşımaktadır. Peki, o kaleme yeni bir mürekkep mi ararsın, yoksa içindeki yazıyı sessizce bırakmayı mı tercih edersin?
Sessizlik bazen "yıllardır kimseye ulaşmayan bir mektup gibi" olabilir mi? Ne gönderirsin, çünkü alıcı belki çoktan adresini değiştirmiştir, ne de saklarsın, çünkü kimin için yazıldığının ağırlığı unutulmamıştır. Peki, o mektubu göndermeyi mi göze alırsın, yoksa adresi olmayan bir hatıra olarak cebinde mi taşımayı seçersin?
Sessizlik bazen "yere düşüp köşesi çatlamış ama hâlâ kullanılan bir cam tabak gibi" olabilir mi? Ne çöpe atarsın, çünkü hâlâ iş görüyordur, ne de çatlağı görmezden gelebilirsin, çünkü o iz, geçmişin bir hatırlatıcısıdır. Peki, o tabağı kullanmaya devam ederken çatlağın bir gün büyüyüp kırılacağından mı korkarsın, yoksa kırılana kadar işini görmesine razı mı olursun?
Sessizlik bazen "tarihî bir köşede asılı duran ama artık çalmayan bir duvar saati gibi" olabilir mi? Ne tamir ettirirsin, çünkü sessizliği dekorun bir parçası gibi hissettirir, ne de söküp kaldırırsın, çünkü her baktığında eski bir zamanı hatırlatırsın. Peki, o saat yeniden çalışsın diye uğraşır mısın, yoksa geçmişi saymayan bir süs olarak kalmasına izin mi verirsin?
Sessizlik bazen "çift taraflı kullanılabilen ama bir yüzü artık aşınmış bir sünger gibi" olabilir mi? Ne aşınmış tarafı atarsın, çünkü diğer yüzü hâlâ temizler, ne de tamamen kullanmayı bırakırsın, çünkü bir işlevi olduğunu bilirsin. Peki, o süngeri daha fazla kullanıp yıpranmayı göze alır mısın, yoksa eskisini bırakıp yenisini mi alırsın?
Sessizlik bazen "bir gün geri döner diye saklanan, ama çoktan bozulmuş bir reçel kavanozu gibi" olabilir mi? Ne açarsın, çünkü kokusu bozulmuş anıları hatırlatabilir, ne de atarsın, çünkü kapağındaki toz biriktirmiş geçmiş seni orada tutar. Peki, o kavanozu temizleyip yeniden bir şeyler doldurmayı mı denersin, yoksa kırılmasın diye rafta bırakıp unutmayı mı seçersin?
Sessizlik bazen "yarısı yanmış bir mum gibi" olabilir mi? Ne kalan kısmını tamamen eritip kullanırsın, çünkü ışığı artık küçük bir zahmet gibi gelir, ne de atarsın, çünkü eriyen kısmının izleri seni bir hikâyeye bağlar. Peki, o mumu tamamen eritip yeni bir kalıba dökmeyi mi seçersin, yoksa yandığı haliyle bırakıp geçmiş ışığını hatırlamayı mı tercih edersin?
Sessizlik bazen “yavaş ama kararlı bir şekilde toprağın içine çekilen bir çiy damlası gibi” olabilir mi? Ne ona engel olabilirsin, çünkü onun doğasında eriyip kaybolmak vardır, ne de onun tamamen yok oluşuna kayıtsız kalabilirsin, çünkü bir sabahın hatırası olarak parlar. Peki, o çiyi başka bir sabah yeniden bulma umuduyla mı beklersin, yoksa toprağın içindeki izini görmeyi mi öğrenirsin?
Sessizlik bazen "sağlam ama iplikleri sökülmeye başlayan eski bir halı gibi" olabilir mi? Ne sökükleri dikersin, çünkü zaten yıprandıktan sonra ilk haline dönmeyecek, ne de kaldırırsın, çünkü üzerinde yürüyüp geçmişten gelen sıcaklığı hissetmek istersin. Peki, o halıyı yamalarla kullanmaya devam mı edersin, yoksa başka bir zemin aramayı mı tercih edersin?
Sessizlik bazen "rüzgârla yere düşmüş ama çatısına ulaşamayan kiremit parçası gibi" olabilir mi? Ne yerine koyarsın, çünkü artık eskisi gibi bütüne ait değildir, ne de tümüyle unutursun, çünkü bir zamanlar evi örtüyordu. Peki, o kiremidin yolda kırılmasını izleyip yeni bir taneyle devam mı edersin, yoksa kırık parçaları toplayıp başka bir işe mi yaramasını sağlarsın?
Sessizlik bazen "köşeye sıkışmış ama hâlâ prize takılı duran, fişinden çekmeye üşenilen bir elektrikli süpürge gibi" olabilir mi? Ne fişi çekersin, çünkü belki bir gün lazım olur diye düşünürsün, ne de çalıştırırsın, çünkü tozlar dağ olmuş ama uğraşmak istemezsin. Peki, o süpürgeyi çalıştırıp temizliğe başlamayı mı seçersin, yoksa tozu biraz daha biriktirip başka bir bahaneye mi sarılırsın?
Sessizlik bazen "göreceğiz diye alınan ama asla izlenmeyen bir film DVD’si gibi" olabilir mi? Ne oynatırsın, çünkü izlemek için doğru zamanı bulamazsın, ne de atarsın, çünkü belki bir gün açarım diye düşünürsün. Peki, o filmi bir an önce izleyip rafa mı kaldırırsın, yoksa kapağındaki hayali hikayeyi tercih edip olduğu yerde mi bırakırsın?
Sessizlik bazen "kurutulmuş ama tam katlanmamış çamaşırlar gibi" olabilir mi? Ne kaldırırsın, çünkü tam anlamıyla toparlanmamıştır, ne de üstünü ütülersin, çünkü o haliyle de bir iş görür. Peki, o çamaşırları biraz daha açık bırakıp kırışıklıkları kabullenmeyi mi seçersin, yoksa hepsini yeniden suya mı yatırırsın?
Sessizlik bazen "uzun süre dolapta unutulmuş, kapağı sıkışmış bir kavanoz gibi" olabilir mi? Ne açarsın, çünkü açmaya çalışırken ellerin acır, ne de bırakırsın, çünkü içinde ne olduğunu merak edersin. Peki, o kavanozu bir aletle zorla mı açarsın, yoksa içinde sadece bozulmuş hava olduğunu kabul edip elinden bırakmayı mı seçersin?
Sessizlik bazen "radyo frekansı tam oturmamış bir istasyon gibi" olabilir mi? Ne tam çekersin, çünkü cızırtılar arasında melodiyi duymak seni oyalıyor, ne de kapatırsın, çünkü başka bir kanal aramak daha zahmetli gelir. Peki, o frekansı sabitlemek için uğraşır mısın, yoksa cızırtılara alışmayı mı seçersin?
Sessizlik bazen "yarım dolu bırakılıp köşede unutulmuş bir bulaşık süngeri gibi" olabilir mi? Ne kullanırsın, çünkü iyice kuruyup sertleşmiştir, ne de atarsın, çünkü hâlâ bir iş görür umuduyla beklersin. Peki, o süngeri yeniden ıslatıp çalışır hâle getirmeye mi uğraşırsın, yoksa köşeye sıkıştıran başka bir yenisini mi alırsın?
Sessizlik bazen "çok sevildiği için sararıp sayfaları incelmiş bir kitap gibi" olabilir mi? Ne tamamen bırakıp unutursun, çünkü içindekiler sana çok şey katmıştır, ne de yeniden okumaya başlarsın, çünkü bazı sayfaları artık anlamak istemezsin. Peki, o kitabı başucunda tutmaya devam eder misin, yoksa daha az yıpratacak bir köşeye mi kaldırırsın?
Sessizlik bazen "bozulmuş, çalmayı unuttuğunuz eski bir çalar saat gibi" olabilir mi? Ne kurarsınız, çünkü artık güvenmezsiniz, ne de tamir edersiniz, çünkü yenisini almak daha kolaydır. Peki, o çalar saati yeniden kurmayı mı dener misiniz, yoksa zaten uyku düzeninizden çoktan vaz mı geçersiniz?
Sessizlik bazen "makinede unutulup deterjan kokusu uçmuş çamaşırlar gibi" olabilir mi? Ne bir daha yıkarsın, çünkü su masrafı gözüne batar, ne de olduğu gibi giyersin, çünkü tam temiz hissettirmez. Peki, bir şans daha verip kısa program mı açarsın, yoksa biraz daha kokuşmaları için bekler misin?
Sessizlik bazen "yanlış yapılmış bir örgü modeli gibi" olabilir mi? Ne söker baştan başlarsın, çünkü emek harcanmıştır, ne de bırakır devam edersin, çünkü yanlış yer hep gözüne batar. Peki, o kusuru yok sayıp tamamlamaya mı çalışırsın, yoksa zaman kaybını göze alıp ipliği yeniden mi sararsın?
Sessizlik bazen "pilini çıkarıp kenara koyduğun eski bir walkman gibi" olabilir mi? Ne kaseti başa sararsın, çünkü çalmaz, ne de tamamen bırakıp atarsın, çünkü içindekini hâlâ dinlemeye değer bulursun. Peki, yeni pil bulmak için biraz çaba harcar mısın, yoksa başkasının bozuk bir şarkıyla dans etmesine mi göz yumarsın?
Sessizlik bazen "zamanında sıkıca bağlanmış ama çözülemeyince makasla kesilmiş bir düğüm gibi" olabilir mi? Ne tekrar bağlamayı düşünürsün, çünkü ipin boyu yetmez korkusu vardır, ne de tamamen atarsın, çünkü işe yaradığı günleri hatırlarsın. Peki, o ipi başka bir düğüm için saklar mısın, yoksa işe yaramayan parçaları biriktirmenin yükünden kurtulmayı mı seçersin?
Sessizlik bazen "kırk yıldır duvarda asılı duran ama artık kimsenin kaçta olduğunu dahi kontrol etmediği bir saat gibi" olabilir mi? Ne pilleri değişir, çünkü süs diye bırakılmıştır, ne de indirilir, çünkü yeri zamanla unutulmuştur. Peki, o saati çalışmaya zorlar mısınız, yoksa duvarda sessizce asılı kalmasının kimseye zararı yok diye mi düşünürsünüz?
Sessizlik bazen "buzlukta dondurulmuş ama üstüne yazılan tarih silinmiş bir yemek gibi" olabilir mi? Ne çözüp yersin, çünkü bozuk çıkma ihtimali korkutucudur, ne de atarsın, çünkü israf gibi gelir. Peki, o yemeği çözmeye cesaret eder misin, yoksa ileride daha aç bir gün için orada unutmayı mı seçersin?
Sessizlik bazen "bahara doğru açacağı umuduyla sulamaya devam ettiğin ama bir türlü yeşermeyen bir saksı gibi" olabilir mi? Ne atarsın, çünkü hâlâ bir gün canlanacağına inanırsın, ne de yer değiştirirsin, çünkü kökünün oraya alıştığını düşünürsün. Peki, o çiçeğin toprağını değiştirmeyi dener misin, yoksa sabırla beklemenin doğru karar olduğunu mu düşünürsün?
Sessizlik bazen "tamir edilmesi için bırakıldığını bildiğiniz ama hiç geri alınmamış bir radyo gibi" olabilir mi? Ne gidip sorarsınız, çünkü unutulmuş bir borcu hatırlatma gibi rahatsızlık verir, ne de yeni bir radyo almayı düşünebilirsiniz, çünkü eski radyonun sesi hâlâ kulağınızda yankılanır. Peki, o radyoyu hatırlatmayı göze alır mısınız, yoksa sesinin eksikliğine alışmayı mı seçersiniz?
Sessizlik bazen "yapbozun eksik parçası gibi" olabilir mi? Ne kutuyu tekrar ararsınız, çünkü kaybolduğunu kabullenmek zordur, ne de eksik haliyle tamamlanmış sayarsınız, çünkü resim tamamlanmamıştır. Peki, o eksik parça olmadan yeni bir hikaye çizmek mümkün müdür, yoksa yarım kalan resimdeki boşluğu görmemeyi mi öğrenirsiniz?
Sessizlik bazen "kullanmayı unuttuğun bir dikiş makinesi gibi" olabilir mi? Ne fişe takıp çalıştırırsın, çünkü iğnesini nasıl takacağını bile hatırlamazsın, ne de elden çıkarırsın, çünkü bir gün ihtiyacın olur diye düşünürsün. Peki, tozlanan o makineye yeniden dokunmayı dener misin, yoksa düğmeleri kendi ellerinle dikmek daha mı kolay gelir?
Sessizlik bazen "bir telefonun eski bir mesajı gibi" olabilir mi? Ne silersin, çünkü o kelimeler bir zamanlar önemliydi, ne de tekrar okursun, çünkü artık seni aynı şekilde etkilemez. Peki, o mesajın hâlâ cebinde durmasına izin verir misin, yoksa hafızayı temizlemek daha mı hafif hissettirir?
Sessizlik bazen "bir odaya saklanmış ama altına baka baka herkesin yerini ezberlediği bir anahtar gibi" olabilir mi? Ne kapıyı açarsın, çünkü açtığında ne bulacağını bilmek istemezsin, ne de o anahtarı kaybedersin, çünkü varlığı bir güvence gibidir. Peki, o anahtarı unutmayı mı seçersin, yoksa sonunda kilidi çevirip ne varsa görmeye cesaret eder misin?
Sessizlik bazen "pencereden görünen ama hiç açmadığın bir manzara gibi" olabilir mi? Ne perdenin ardında bırakabilirsin, çünkü o görüntü tanıdık bir rahatlık verir, ne de camı açıp içine çekersin, çünkü havanın biraz fazla serin olacağını bilirsin. Peki, o manzarayı gerçekten hissetmeye cesaret eder misin, yoksa camın arkasında kalması daha mı güvenli gelir?
Sessizlik bazen "çekmecede unutulmuş ama pili bitmiş eski bir saat gibi" olabilir mi? Ne çalıştırırsın, çünkü zamanın geçtiğini hatırlatır, ne de atarsın, çünkü bir dönemin izini taşır. Peki, o saate yeni bir pil takmayı dener misin, yoksa durduğu haliyle bir hatıra olarak mı bırakırsın?
Sessizlik bazen "doldurmayı unuttuğun ama kapağı hâlâ açık duran bir defter gibi" olabilir mi? Ne yazmaya başlarsın, çünkü en son yazdığın cümleye uygun bir devam bulamazsın, ne de kapatırsın, çünkü eksik bırakmak yarım kalmışlık hissi verir. Peki, o defteri daha fazla açık bırakmayı mı seçersin, yoksa boşluğu önemsemeden yeni bir sayfa açmayı mı dener misin?
Sessizlik bazen "çalmadığın ama akordu bozulmuş bir enstrüman gibi" olabilir mi? Ne tellerini çekip düzeltirsin, çünkü nasıl bir ses çıkacağını kestiremezsin, ne de tamamen kenara koyarsın, çünkü bir parçası hâlâ güzel bir melodi taşıyabilir. Peki, o sesi yeniden bulmaya uğraşır mısın, yoksa yanlış bir notadan korkup suskunluğunu muhafaza mı edersin?
Sessizlik bazen "pazara çıkmayı unuttuğun bir alışveriş listesi gibi" olabilir mi? Ne eksik malzemeleri tamamlayabilirsin, çünkü hangi maddeyi yazmayı atlattığını hatırlamazsın, ne de kafana göre alışveriş yaparsın, çünkü listeye güvenerek plan yapmışsındır. Peki, o listeyi yeniden yazmayı mı denersin, yoksa unutulanlarla yetinip elde olanlardan yeni bir yemek mi çıkarırsın?
Sessizlik bazen "bir evin tavan arasındaki eski bir sandık gibi" olabilir mi? Ne açıp içini düzenlersin, çünkü kırık dökük hatıralar çıkar ortaya, ne de tamamen unutursun, çünkü o evin bir parçasıdır. Peki, o sandığı açmak mı iyidir, yoksa tozunun kendi kendine dağılmasını beklemek mi?
Sessizlik bazen "duvarda asılı ama durmuş bir takvim gibi" olabilir mi? Ne yenisini asarsın, çünkü günlerin çoktan geçtiğini bilirsin, ne de oradan alırsın, çünkü eskimiş haliyle bile bir dönemin izini taşır. Peki, o takvime yeni bir sayfa eklemeyi mi seçersin, yoksa eski sayfaları çevirmeden öylece bırakmayı mı?
Sessizlik bazen "hızlıca çözdüğün ama asla yerleştirmediğin bir bilmece gibi" olabilir mi? Ne yerine koyarsın, çünkü çözmüş olmak zaten yeterli gelir, ne de tamamen bırakırsın, çünkü eksik bırakmak rahatsız eder. Peki, o bilmecenin parçalarını yerli yerine oturtmak mı gerekir, yoksa çözümü bilmek asıl mesele miydi zaten?
Sessizlik bazen "banyonun köşesinde unutulmuş ama hiç taşınmamış bir süzgeç gibi" olabilir mi? Ne alıp başka kullanırsın, çünkü alışkanlıkla yerini benimsemişsindir, ne de tamamen kaldırırsın, çünkü bir gün lazım olur diye düşünürsün. Peki, o süzgeci orada bırakmak mı daha kolay, yoksa durduğu yeri sorgulayıp işe gerçekten yarayıp yaramadığını görmek mi?
Sessizlik bazen "yanlış yerleştirilmiş ama kimseyi rahatsız etmediği için dokunulmayan bir eşya gibi" olabilir mi? Ne asıl yerine koyarsın, çünkü şu anki yeri işlevsiz hissettirmez, ne de tamamen kaldırırsın, çünkü yer değiştirdiğinde bir eksiklik yaratabilir. Peki, o eşyanın sessizliğini bozmamak mı gerekir, yoksa hareket ettirip nereye ait olduğunu anlamak mı?
Sessizlik bazen "düğmesine basılmamış ama fişte olan bir elektrikli süpürge gibi" olabilir mi? Ne çalıştırırsın, çünkü gürültü çıkarıp rahatsızlık verir diye düşünürsün, ne de tamamen prizden çekersin, çünkü lazım olduğunda hazırda olsun istersin. Peki, o süpürgeyi çalıştırmamak mı daha az yorucudur, yoksa bir süreliğine o sesi göze alıp temizliği halletmek mi?
Sessizlik bazen "çeyiz sandığında unutulmuş, hiç açılmamış naftalin kokulu bir örtü gibi" olabilir mi? Ne çıkarıp serersin, çünkü desenini solmuş bulmaktan çekinirsin, ne de tamamen elden çıkarırsın, çünkü bir gün lazım olur diye tutarsın. Peki, o örtüyü sandıktan çıkarmak mı daha zor, yoksa kıymetini bilmeden orada bırakmak mı?
Sessizlik bazen "penceresi açık ama perdeleri kapalı bir oda gibi" olabilir mi? Ne tamamen hava alsın diye perdeyi açarsın, çünkü içeriye toz dolmasından korkarsın, ne de pencereyi kapatırsın, çünkü biraz esinti iyi gelir. Peki, o odanın havasını temizlemek için perdeyi aralamak mı gerekir, yoksa olduğu gibi bırakıp az esintiyle yetinmek mi?
Sessizlik bazen "eski bir saatin tiktakları gibi" olabilir mi? Ne saati tamamen durdurursun, çünkü o küçük ses evin sessizliğine eşlik eder, ne de tamamen yenilersin, çünkü alışkanlıkla duymaya devam edersin. Ama tiktakların ritmini dinlemek mi daha iyidir, yoksa zamanı durup yeniden kurmak mı?
Sessizlik bazen "bir masanın altına sıkıştırılmış ve yıllardır orada unutulmuş bir çorap gibi" olabilir mi? Ne çıkarıp atacaksın, çünkü oraya o kadar alışmışsındır ki yokluğu garip gelir, ne de orada bırakacaksın, çünkü varlığını bilmek bile rahatsız eder. Peki, o çorabı kaldırmak mı daha zordur, yoksa varlığına göz yummak mı?
Sessizlik bazen "eski bir düğmenin dikilmediği ceket gibi" olabilir mi? Ne terziye götürürsün, çünkü artık modası geçmiş diye düşünürsün, ne de tamamen atarsın, çünkü hatıraları vardır. Peki, o ceketi giymek için düğmeyi dikmek mi gerekir, yoksa hatıralarla dolabı açtığın gibi kapatmak mı?
Sessizlik bazen "bir avizenin bozuk ampulü gibi" olabilir mi? Ne yenisiyle değiştirirsin, çünkü diğer lambalar hâlâ yanıyordur, ne de tamamen sökersin, çünkü yerinin boş kalmasını istemezsin. Peki, o ampulü değiştirmek mi daha aydınlık olur, yoksa diğer ışıklara güvenip öylece bırakmak mı?
Sessizlik bazen "cam önünde birikmiş toz gibi" olabilir mi? Ne silersin, çünkü hemen tekrar tozlanacağını bilirsin, ne de bırakırsın, çünkü güneşi keser. Peki, o tozu aldırmamak mı daha kolaydır, yoksa ara ara temizleyip ışığı net görmek mi?
Sessizlik bazen "çatlamış ama hâlâ su sızdırmayan bir bardak gibi" olabilir mi? Ne bardağı atarsın, çünkü su içmek için hâlâ kullanılabilir, ne de çatlağı görmezden gelirsin, çünkü bir gün aniden kırılabileceğini bilirsin. Peki, o bardakta su içmeye devam etmek mi daha doğru, yoksa yeni bir bardakla başlamak mı?
Sessizlik bazen "ağaçtan düşüp toprağa gömülen bir meşe palamudu gibi" olabilir mi? Ne çıkarıp alırsın, çünkü artık toprağın bir parçası olmuştur, ne de tamamen unutursun, çünkü filizlenme ihtimali her zaman vardır. Peki, o palamudun filizlenmesini beklemek mi daha umut doludur, yoksa toprağın içinde kalmasına göz yummak mı?
Sessizlik bazen "boş bir çerçeve gibi" olabilir mi? Ne içine bir şey koyarsın, çünkü uygun bir fotoğraf bulamazsın, ne de atarsın, çünkü bir gün doldurmayı hayal edersin. Peki, o çerçeveyi boş bırakmak mı daha özgür hissettirir, yoksa bir fotoğraf uydurup yerine yerleştirmek mi?
Sessizlik bazen "bir bavulun fermuarındaki küçük bir yırtık gibi" olabilir mi? Ne o yırtığı dikerken uğraşmak istersin, çünkü bavul hâlâ işini görüyordur, ne de tamamen bırakıp çöpü boylatırsın, çünkü bir yolculukta tüm eşyalarını saçabileceğini bilirsin. Peki, o yırtığı görmezden gelip idare etmek mi daha akıllıcadır, yoksa baştan bavulu değiştirmek mi?
Sessizlik bazen "mayalanmayı unutmuş bir hamur gibi" olabilir mi? Ne atarsın, çünkü emek vermişsindir, ne de pişirirsin, çünkü kabarmamıştır. Peki, o hamura yeniden maya eklemek mi daha iyi olur, yoksa baştan taze bir hamur yoğurmak mı?
Sessizlik bazen "dokusu sertleşmiş bir halı gibi" olabilir mi? Ne yıkarsın, çünkü yıpranır diye korkarsın, ne de serili bırakırsın, çünkü ayağına batmaya başlar. Peki, o halıyı silkelesen düzelir mi, yoksa yeni bir halıya alışmaya çalışmak mı gerekir?
Sessizlik bazen "tavan arasına kaldırılmış eski bir sandık gibi" olabilir mi? Ne açıp kurcalarsın, çünkü içindekilerle uğraşacak vakit bulamazsın, ne de tamamen unutursun, çünkü arada bir varlığını hatırlatır. Peki, o sandığı açmak mı daha cesaret istektir, yoksa orada bırakarak onunla yaşamayı öğrenmek mi?