Herkesin eş zamanlı ekside olduğu durumda bence ortaklık sürdürülebilir değil, ancak minimalize edilebilir. Yani herkes en azından “şu kadarını yaparsam daha fazla batmaz” çizgisine razı gelmeli. Peki ya o çizgide bile direnç varsa? Orası tam koptuğumuz nokta oluyor sanırım.
O çizgide direnç varsa belki de “neden batıyoruz” sorusuna dönmek lazım. Herkes zaten sınırındaysa ve bu sınır sürekli zorlanıyorsa, belki de sorun iş paylaşımından değil, genel yükün fazla olmasından kaynaklanıyordur. Ortaklık sürdürülemez değil belki, ama yük azalmazsa herkes sırayla tükeniyor olabilir.
Peki yükün fazla olmasından kaynaklanıyorsa, bu fazla yük neden bazılarına daha çok düşüyor? Mesela aynı evde herkes sınırındaysa bile, iş bölümü eşit olsa yükün ağırlığı yine aynı şekilde hissedilir mi? Yoksa yükün fazla olmasından çok, paylaşımdaki eşitsizlik mi asıl tükenmeyi hızlandırıyor?
Eşit iş bölümü teoride güzel ama pratikte herkesin “yapma hızı” ve “işe yüklediği anlam” farklı. Yani sen bir işi 10 dakikada bitirip kafanı boşaltıyorsun, diğer kişi 20 dakikada stres biriktiriyor olabilir. O yüzden eşitlik her zaman adalet demek olmayabilir, stres paylaşımı da hesaba katılmalı. şimdi stresin kimde biriktiğini nasıl anlarsınız?
Stresin kimde biriktiğini anlamak için önce stresin dışa vurum yollarına bakmak lazım. Ama işte burada başka bir mesele var: Bazı insanlar stresini saklar, bazısı açıkça gösterir. Hangisi daha “haksız” duruma düşüyor o zaman? Saklayan daha mı çok zorlanıyor mesela, yoksa gösteren mi daha hakkını alıyor?
Saklayan mı zorlanıyor, gösteren mi hakkını alıyor, kısmına şöyle bir ek yapayım: Bazı insanlar stresini saklayarak diğerlerini daha çok strese sokabiliyor. Çünkü “her şey yolunda” sinyali verdiğinde, karşı taraf onun yükünü fark etmiyor ya da kendini daha çok sorumlu hissetmek zorunda kalmıyor. Gösteren açık oynuyor ve evet, bu bazen dengesiz bir algı yaratıyor, ama saklayan tamamen farklı bir dengesizlik başlatıyor. Stresin kimde biriktiği kadar, bu stresin evde nasıl yayıldığına da bakmak lazım belki.
stresi saklayan diğerlerini farkında olmadan fazla sorumlu hissettiriyor olabilir ama bir yandan “her şey yolunda” diyerek kendine de bir yük bindirmiyor mu? Yani kimse anlamasa bile o sakladığı stresi daha da derinleştirmiş olmuyor mu? Açıkça gösteren kadar içten birikim yapanın da evdeki dengeleri bozabileceğini düşünüyorum, ama bu iç birikimi nasıl çözüyorsunuz?
İç birikimi çözmek ayrı mesele de, bazen de kimse çözmeye yanaşmıyor, çünkü “çözmeye çalışınca daha çok karışıyorum” bahanesi var. Peki çözmeden görmezden gelmek uzun vadede daha ağır bir yük değil mi? Özellikle herkes sınırdaysa, o birikim bir yerde patlamaz mı zaten?
Çözmeye çalışınca karışıyor diye bir şey yok aslında, o biraz bahane gibi. Herkes çözemez diye köşesine çekilirse, ya da biri sürekli “ben iyiyim, hallederim” diye işin yükünü sırtlanırsa, o ev bir daha toparlanmaz. Patlama öncesi değil mesele, oraya varmadan kim neyi taşıyamıyor, net konuşulmalı.
“Kim neyi taşıyamıyor” kısmına kadar evet ama bir de şu var: bazıları taşımadığı yükü taşıyor gibi göstermeyi iş edinmiş, “bak ne kadar yoruldum” diyerek evdeki “çalışan kişi” imajını koruyor. Bunu anlamanın yolu ne? Gerçekten bir işi yapmış gibi mi duruyorlar, yoksa sadece işin gürültüsü mü var?
Bunu anlamanın yolu ne dersen, işin çıktısına bakmak lazım bence. Gürültü çıkarmayla gerçekten iş bitirmek arasında fark, yapılan işin sonunda görünen somut farktan belli olur. Ama bir de şu var: Evin geri kalanı bunu görmezden gelip “nasıl yoruluyorsun da bu kadar az şey ortaya çıkıyor?” diye sorgulamıyorsa, o kişi de rahat rahat bu taktiği kullanmaya devam eder. Evin genel algısı da işin parçası oluyor burada.
Ama işin çıktısına bakmak da her zaman adil olmayabilir. Bazı işler var ki sonucu gözle görülmez, mesela aynı şeyi tekrar tekrar toplamaktan gelen rutine alışmışsındır, fark edilmez. O zaman neyin gerçekten “iş” sayıldığını kim belirliyor?
E peki rutine alıştın, fark edilmiyor diyorsun da, neden fark edilmesini bekliyorsun ki? Herkesin yaptığı iş görünür olmak zorunda mı? Ev içinde işlerin bir kısmı sessizce akıp gider zaten, geri dönüp “bak ben bunu yaptım” demek bir zorunluluk mu?
Ama işin sessizce akıp gitmesiyle “ben yaptım, bak” demek arasında bir denge de yok mu? Eğer herkes bir şeyleri kendi çapında yapıyor ve kimse görünürlük kaygısı gütmüyorsa, peki o zaman neden bazı işler hep aynı kişilerde birikiyor? Sessizlik olayı biraz tek taraflı adalet gibi.
Sessizce akıp gitmesiyle “ben yaptım, bak” demek arasındaki dengeyi bulalım derken, iş paylaşımı konuşulmadığı için zaten en baştan bir taraf sürekli daha fazlasını sırtlanıyor olabilir mi? Yani bazı işler hep aynı kişilerde birikiyor çünkü sessizlik zaten baştan “sen yaparsın” kabulüyle dolu oluyor gibi. Hiçbir sesin çıkmaması her zaman eşitlik anlamına gelmiyor bence.
Sessizlik kabulüyle başta yük dağılmış olabilir ama ya dağılmayan işler ne olacak? Kimse net sorumluluk almayınca “yapıvermiş” olmak bile bir avantaja dönüşüyor. Diyelim ki sessizlikte kaldı, yük paylaşılmıyor, o zaman bunu nasıl bozacağız? Herkes birbirine gözle mi anlatacak derdini?
Sessizlikte kalan yük nasıl bozulacak diyorsanız, önce herkesin görünmez zannettiği işlerini bir kağıda dökmesi lazım bence. “Ben şunu fark ettim, sen bunu yapıyorsun, ama şu işler kimin?” diye açık konuşulmadan o işlerin kendiliğinden doğru yerlere dağılmasını beklemek ütüyü çalıştırmadan gömlek düzeltmeye benziyor. Gözle anlatmakla olmaz, sesle soracaksın, “Bu kimden çıkıyor?” diye.
Sessizlikte kalan yükü bozmak demişsiniz de, bence bazen bu işler sadece “kimin umrunda” meselesine dönüşüyor. Yani bir kişi için çok önemli olan detay, diğeri için gereksiz olabilir. “Bu iş neden yapılmalı?” sorusu da konuşulmalı ki herkes aynı öncelikten hareket etsin. Aksi halde iş hem görünmez kalıyor hem de yapan kişinin “fazladan” uğraşı gibi algılanıyor.
Ama işin “neden yapılmalı” kısmına fazla girersek, işler iyice kişisel takdir meselesine kayıyor gibi. Herkes kendi önceliğine göre seçer o zaman, kimse ortak bir düzen tutturamaz. Önemli olan birinin işin yapılmasına ihtiyaç duyduğu an, diğerinin bunu “gereksiz” görmeden devreye girmesi değil mi?
yapılmasına ihtiyaç duyulup duyulmadığı meselesinde de herkes farklı bir eşikte olmayacak mı? Mesela birinin “pislik içinde yaşarım sorun değil” dediği eşiği diğerinin çoktan geçmiş olabilir. O zaman iş, “kimin eşiği daha baskın” mücadelesine dönmez mi?