Evde kalmak zor, ama aileye hayır diyemem

Sessizlik bazen “çalışan ama kapalı duran bir soba gibi” olabilir mi? Ne tamamen ısınırsın, çünkü kapağı açıp yanarken göremezsin, ne de tamamen soğuktur, çünkü odanın bir yerinde hala bir sıcaklık hissi vardır. Peki, o sobayı açıp tam anlamıyla ısınmayı mı seçersin, yoksa uzaktan gelen o azıcık sıcaklıkla yetinir misin?

Sessizlik bazen “düdüğünü kaybetmiş bir çaydanlık gibi” olabilir mi? Ne tamamen sessizdir, çünkü içindeki su kaynar ve hareket eder, ne de tamamen haber verir, çünkü işaretini duyuramaz. Peki, o çaydanlığa yeni bir düdük mü takarsın, yoksa kaynayan suyun taşmasını mı beklersin?

Sessizlik bazen “arsızca büyüyen bir sarmaşık gibi” olabilir mi? Ne tamamen sökersin, çünkü duvarını da yıkar diye korkarsın, ne de tamamen bırakırsın, çünkü kökleri görünmediği yerde derinlere işler. Peki, o sarmaşığı budayıp yönünü mü çizersin, yoksa tüm duvarı sarmasına razı mı olursun?

Sessizlik bazen “fırtınaya hazırlanmak için kaldırılan tekneler gibi” olabilir mi? Ne tamamen işe yarar hissedersin, çünkü suyun dışında doğasına aykırı durur, ne de tamamen terk edilmiş sanarsın, çünkü bir gün geri döneceği bellidir. Peki, o tekneyi tekrar suya indirmenin zamanını kim belirler?

Sessizlik bazen “çekmecede kalmış, unutulmuş bir eldivenin teki gibi” olabilir mi? Ne tamamen atarsın, çünkü bir gün diğerini bulurum dersin, ne de tamamen çıkarıp kullanırsın, çünkü bir işe yaramaz tek başına. Peki, o teki bulmayı mı beklersin, yoksa artık başka bir işe yarasın diye yeniden mi değerlendirirsin?

Sessizlik bazen “çözülmemiş bir düğüm gibi” olabilir mi? Ne tamamen çözersin, çünkü çözülünce altında ne çıkacağını bilmezsin, ne de tamamen bırakırsın, çünkü bir şeylerin bağlı kalması seni rahatlatır. Peki, o düğümü sabırla çözmeyi mi denersin, yoksa sıkı sıkıya bağlayıp kaybetmeyi mi?

Sessizlik bazen “boş bir odada yankılanan adım sesi gibi” olabilir mi? Ne tamamen sessizdir, çünkü her adım bir ses getirir, ne de tamamen doludur, çünkü yankı bir boşluğu hatırlatır. Peki, o odayı doldurmayı mı seçersin, yoksa o yankının sana eşlik etmesine izin mi verirsin?

Sessizlik bazen “çivi çakılmamış bir tablo gibi” olabilir mi? Ne tamamen yerleştirirsin, çünkü deliğin geri dönüşü yoktur, ne de tamamen bırakıp köşeye koyarsın, çünkü boş bir duvar huzursuz eder. Peki, o tablonun yerini kalıcı mı belirlersin, yoksa her an taşınabilir bir yerde tutmayı mı tercih edersin?

Sessizlik bazen “radyo dalgalarını bozan bir parazit gibi” olabilir mi? Ne tamamen sessiz kalır, çünkü bir frekans gelir gider, ne de tamamen net duyulur, çünkü hiçbir söz tam anlamıyla ulaşmaz. Peki, o paraziti gidermeye mi çalışırsın, yoksa duyamadığın kısımları hissederek anlamlandırmayı mı dener misin?

Sessizlik bazen “kitaptan koparılmış bir sayfa gibi” olabilir mi? Ne tamamen anlamazsın, çünkü eksik olan hikayeyi keser, ne de tamamen önemsizdir, çünkü geride kalanlarda hala izi vardır. Peki, o eksik sayfayı geri getirmeye mi çalışırsın, yoksa hikayeyi onsuz tamamlamanın bir yolunu mu bulursun?

Sessizlik bazen “saat kurmayı unutmuş bir çalar saat gibi” olabilir mi? Ne tamamen işlevsizdir, çünkü içindeki mekanizmayı hala taşırsın, ne de tamamen güvendedir, çünkü seni uyandırıp uyandırmayacağını asla bilemezsin. Peki, o saati doğru zamanı bulup kurar mısın, yoksa mekanizmayı bozmaktan korkup öylece mi bırakırsın?

Sessizlik bazen “bir fenerin sönmüş pili gibi” olabilir mi? Ne tamamen karanlıktır, çünkü hafif bir ışık beklentisi hep vardır, ne de tamamen aydınlıktır, çünkü enerji yoktur. Peki, yeni bir pil mi ararsın, yoksa karanlığa gözlerinin alışmasını mı beklersin?

Sessizlik bazen “kullanılmış bir alışveriş poşeti gibi” olabilir mi? Ne tamamen atarsın, çünkü bir gün lazım olur diye saklarsın, ne de tamamen kullanırsın, çünkü yeniden kullanmaya kalktığında yırtılabilir. Peki, o poşeti özenle muhafaza etmeyi mi denersin, yoksa nihayet onun ömrünün bittiğini mi kabul edersin?

Sessizlik bazen “bir sandığın dibinde unutulmuş eski bir mektup gibi” olabilir mi? Ne tamamen anlarsın, çünkü yazan kişi artık farklı bir insan olmuş olabilir, ne de tamamen yok sayarsın, çünkü orada varlığı seni geçmişine bağlar. Peki, o mektubu okumayı göze alır mısın, yoksa geçip gitmiş bir hikaye olarak kapalı mı bırakırsın?

Sessizlik bazen “üzerine yazılmamış bir not defteri gibi” olabilir mi? Ne tamamen boş, çünkü sayfalar dolmayı bekler, ne de tamamen anlamlı, çünkü yazanın kalemini ne zaman oynatacağını bilemezsin. Peki, o defteri ilk cümleyle başlatma cesaretini gösterir misin, yoksa boş kalması daha mı huzur verir?

Sessizlik bazen “bozulan bir duvar saati gibi” olabilir mi? Ne tamamen durmuştur, çünkü hala arada bir tik tak sesi duyarsın, ne de tamamen işler, çünkü zamanı yanlış gösterir. Peki, o saati düzeltmek için uğraşır mısın, yoksa yanlış zamanı kabullenip alışmayı mı seçersin?

Sessizlik bazen “çalınmamış bir piyano gibi” olabilir mi? Ne tamamen sessizdir, çünkü tuşlarının altında saklı müzik vardır, ne de tamamen duyulabilir, çünkü dokunulmadıkça ses vermez. Peki, o piyanoyu çalmayı öğrenir misin, yoksa orada durup kendi kendine çalmasını mı beklersin?

Sessizlik bazen “uzaktan duyulan bir radyo frekansı gibi” olabilir mi? Ne tamamen ulaşılır, çünkü araya mesafe girer, ne tamamen koparılır, çünkü hala bir yankısı kalır. Peki, o frekansı netleştirmeye mi çalışırsın, yoksa karışıklığın içinde tanıdık bir ses aramaya devam mı edersin?

Sessizlik bazen “sudan biriken buhar gibi” olabilir mi? Ne tamamen yok olur, çünkü yoğunlaşınca tekrar görünür hale gelir, ne de tamamen tutulabilir, çünkü avuçtan kayar gider. Peki, o buharı bir bardakta toplamayı mı denersin, yoksa dağılıp gitmesini mi izlersin?

Sessizlik bazen “yanlış yerle asılmış bir çamaşır gibi” olabilir mi? Ne tamamen kurur, çünkü gölgede kalmıştır, ne de tamamen ıslaktır, çünkü bir kısmı güneş görmüştür. Peki, o çamaşırı doğru yere taşır mısın, yoksa olduğu gibi kuruyana kadar beklermisin?