Evde kalmak zor, ama aileye hayır diyemem

Sessizlik bazen “kapalı bir zarfın içinde ne olduğunu bilmediğin ama açarsan her şeyi değiştirme riskinin olduğu bir davet gibi” olabilir mi? Ne tamamen atarsın, çünkü içeriğini öğrenme arzusu baskın gelir, ne de tamamen açarsın, çünkü yükünü taşımaktan korkarsın. Peki, o zarfa uzanıp ne olursa olsun içini görmeyi mi seçersin, yoksa onun varlığını unutmaya mı çalışırsın?

Sessizlik bazen “kaptan beklerken camın önünde unutulmuş ama hava almadıkça ekşimeye başlayan bir hamur gibi” olabilir mi? Ne tamamen yoğurursun, çünkü vakti değildir dersin, ne de tamamen bırakırsın, çünkü kokmaya başlar. Peki, mayalanma sürecini hızlandırıp erken pişirmeyi mi düşünürsün, yoksa biraz daha bekleyip sonucu kabullenmeyi mi seçersin?

Sessizlik bazen “çatlasa da su sızdırmayan ama içinde her an basınç biriktiren eski bir testi gibi” olabilir mi? Ne tamamen kırarsın, çünkü hala su taşır diye düşünürsün, ne de tamamen doldurmaktan vazgeçersin, çünkü boş kalırsa işe yaramaz dersin. Peki, çatlaklara rağmen kullanmaya devam mı edersin, yoksa artık dolmadan susuzluğunu başka bir yerde gidermeyi mi seçersin?

Sessizlik bazen “çiviyle duvara asılmış ama küçük bir rüzgarda sallanıp gıcırdayan eski bir tablo gibi” olabilir mi? Ne tamamen indirirsin, çünkü yerinde bir anı taşır dersin, ne de tamamen sıkıca sabitlersin, çünkü o gıcırtı evin sessizliğine karışır. Peki, o gıcırtıya alışmayı mı seçersin, yoksa o anıya başka bir yerde yer aramayı mı düşünürsün?

Sessizlik bazen “kapağı kapalı bir konservenin içindeki bilinmezlik gibi” olabilir mi? Ne tamamen açarsın, çünkü son kullanma tarihi geçmiş olabilir diye çekinirsin, ne de tamamen kenara koyarsın, çünkü belki hala tazedir dersin. Peki, o konserveyi açıp riski göze almayı mı denersin, yoksa öylece rafta bekletip zamanla çürüyüp bozulmasını mı izlersin?

Sessizlik bazen “başka birinin ayarladığı bir alarmla uyanmak gibi” olabilir mi? Ne tamamen kapatırsın, çünkü belki zamanı doğru seçmiştir dersin, ne de tamamen güvenirsin, çünkü sesini duymaktan ürkersin. Peki, o alarmı kendi ellerinle yeniden ayarlamayı mı denersin, yoksa yanlış zamanlarda çalmasına alışmayı mı seçersin?

Sessizlik bazen “birinin konuşmaya başlayacak gibi olup bir türlü cümleye giremediği anlar gibi” olabilir mi? Ne tamamen sessizliği kabul edersin, çünkü belki söylemekten vazgeçer diye düşünürsün, ne de tamamen zorlarsın, çünkü belki söylenmesi gereken bir şey vardır. Peki, o anı sabırla beklemeyi mi seçersin, yoksa sözü ağzından çekip almayı mı denersin?

Sessizlik bazen “köşede unutulmuş, çamaşır sepetinde en alta sıkışmış ama bir şekilde kokusunu hissettiren eski bir tişört gibi” olabilir mi? Ne tamamen çıkarıp yıkarsın, çünkü uğraşamam dersin, ne de tamamen bırakırsın, çünkü biraz daha beklerse her şeyi sarar. Peki, o tişörte el uzatıp işi büyümeden çözmeyi mi seçersin, yoksa sepeti kapatıp başka yerlere mi kaçarsın?

Sessizlik bazen “bir kazan suyun kaynamasını beklerken fark etmeden altını kısmışsın gibi” olabilir mi? Ne tamamen unutursun, çünkü hala bir umut buhar çıkar der, ne de tamamen fark edersin, çünkü suyun soğuduğunu anlaman zaman alır. Peki, ateşi güçlendirip suyu yeniden hareketlendirmeyi mi denersin, yoksa kaynamamış halde masaya koymayı mı seçersin?

Sessizlik bazen “uzun zamandır açılmayan bir mesaj kutusu gibi” olabilir mi? Ne tamamen silersin, çünkü belki bir gün açarım dersin, ne de tamamen bakarsın, çünkü cevaplarken ne söyleyeceğini bilemezsin. Peki, ilk mesajı atan taraf olmayı göze alır mısın, yoksa o kutuyu sonsuza dek kilitli mi bırakırsın?

Sessizlik bazen “yıllardır çevrilmeyen bir duvar saatinin durmuş akrebi gibi” olabilir mi? Ne tamamen çıkarıp atarsın, çünkü hala bir zaman göstergesi umudu taşırsın, ne de yeniden kurarsın, çünkü başka saatler zaten çalışıyordur. Peki, o saati yeniden kurup eski sesini duymayı mı denersin, yoksa durduğu haliyle duvarda bir süs olarak mı bırakırsın?

Sessizlik bazen “sonuna kadar yazılmış ama bitmemiş bir cümlenin üç nokta halinde asılı kalması gibi” olabilir mi? Ne tamamen silersin, çünkü belki bir gün tamamlarım dersin, ne de tamamen tamamlarsın, çünkü artık anlatacak başka şeylerin olmuştur. Peki, üç noktanın ardından yeni şeyler eklemeyi mi seçersin, yoksa bu eksikliği bir tür son olarak mı kabul edersin?

Sessizlik bazen “yanlışlıkla diğer çekmeceye koyulmuş bir anahtar gibi” olabilir mi? Ne tamamen unutur, çünkü belki bir gün lazım olur diye düşünürsün, ne de dönüp gerçekten ararsın, çünkü uğraşmak istemezsin. Peki, o çekmeceyi açıp anahtarı yerine koymayı mı seçersin, yoksa kilidin başka yollarla açılmasını mı beklersin?

Sessizlik bazen “önüne serilen bir yapboz gibi” olabilir mi? Ne tamamen yerleştirirsin, çünkü eksik parçalar moralini bozar, ne de tamamen bırakırsın, çünkü resmin ne olduğunu merak edersin. Peki, eksik parçalara rağmen yapbozu tamamlamayı mı seçersin, yoksa hiç başlamamış gibi kutusuna geri mi koyarsın?

Sessizlik bazen “önce çocuklara alınmış, sonra bir rafa kaldırılmış, yıllar sonra tekrar eline alıp ‘bu neydi ya?’ diye düşündüğün bir oyuncak gibi” olabilir. Ne tamamen atarsın, çünkü bir anısı vardır, ne de saklamaya devam edersin, çünkü yer kaplıyordur. Peki, o oyuncağı gerçekten hatırlayıp değerini anlamayı mı denersin, yoksa unutmuş olmanın rahatlığına mı bırakırsın?

Sessizlik bazen “bir bitkiyi fazla sulayıp çürüttüğünü anladığın an gibi” olabilir mi? Ne tamamen kökünden sökersin, çünkü hala yeşerir ümidi taşırsın, ne de yeniden sulamaya devam edersin, çünkü zaten fazla gelen suyla işler kötüleşmiştir. Peki, toprağı kurutup yeniden denemeyi mi seçersin, yoksa çürümüş haliyle bırakmayı mı?

Sessizlik bazen “kendi ipini ördüğün ama nereye bağlayacağını unuttuğun bir düğüm gibi” olabilir mi? Ne tamamen çözersin, çünkü uğraşacak gücün yoktur, ne de sıkıca bağlarsın, çünkü yanlış yere bağlanır diye korkarsın. Peki, o ipi çözmeden yeni bir ilmek atmayı mı denersin, yoksa bıraktığın gibi dolaşmasını mı beklersin?

Sessizlik bazen “ateşi sönmüş bir sobanın içine bırakılmış köz gibi” olabilir mi? Ne tamamen kül olduğunu kabullenirsin, çünkü hala sıcak kalmıştır diye düşünürsün, ne de yeniden alevlenir diye üstüne körük yaparsın, çünkü o da boştur. Peki, o közün soğuduğunu göze alıp sobayı yeniden yakmayı mı denersin, yoksa o haliyle oturup sobanın içinin kararmasına mı razı olursun?

Sessizlik bazen “tamir edilmeye çalışılmış ama bir vidası eksik kalmış bir sandalye gibi” olabilir mi? Ne tamamen oturmaktan vazgeçersin, çünkü dengede durur gibi görünür, ne de sağlamca oturursun, çünkü sallanır diye huzursuz olursun. Peki, o sandalyeye güvenip oturmayı mı denersin, yoksa eksik vidayı bulana kadar ayakta mı beklersin?

Sessizlik bazen “yarısını okuduğun ama bir yere not almadığın için kaldığın yeri unuttuğun bir kitap gibi” olabilir mi? Ne baştan başlarsın, çünkü zaten bazı yerler tanıdık gelir diye sıkılırsın, ne de rastgele bir yerden devam edersin, çünkü bağlamı kaçırırım dersin. Peki, bu kitabı bitirmek için yeniden eline almayı mı denersin, yoksa rafta kalması daha mı kolay olur?