Evde kalmak zor, ama aileye hayır diyemem

Sessizlik bazen “eski bir radyo köşede cızırtıyla açık kalmış gibi” olabilir mi? Ne fişini çekersin, çünkü belki bir frekans gelir diye beklersin, ne de tamamen dinlersin, çünkü cızırtı yorucudur. Peki, o frekansı bulmayı denemeli mi, yoksa radyoyu bir kenara bırakıp sessizliği dinlemek mi çözüm olur?

Sessizlik bazen “içine su sızan bir balon gibi” olabilir mi? Ne hemen patlatırsın, çünkü hala bir şekli vardır, ne de tamamen doldurup taşırırsın, çünkü kontrolsüzce dağılabilir. Peki, o suyun yavaş yavaş boşalmasını izlemek mi gerekir, yoksa daha sağlam bir balon mu bulmalı?

Sessizlik bazen “bir aynanın üzerine düşen gölge gibi” olabilir mi? Ne aynayı kaldırırsın, çünkü o gölgeyi anlamak istersin, ne de gölgeyi tamamen yok sayarsın, çünkü hareket ettikçe değişir. Peki, gölgeyi izleyip kaynağını bulmak mı mantıklı, yoksa aynayı kendi ışığıyla baş başa bırakmak mı?

Sessizlik bazen “tel dolap kapağının rüzgarla hafifçe açılıp kapanması gibi” olabilir mi? Ne kapatıp mandallarsın, çünkü arada ihtiyaç olur, ne de açık bırakırsın, çünkü içindekiler görünmesin istersin. Peki, dolabın yerini değiştirmek mi lazım, yoksa o rüzgarı kesecek bir çözüm mü aramalı?

Sessizlik bazen “halının altına süpürülmüş toz gibi” olabilir mi? Ne tamamen temizlersin, çünkü yerine koyduğun düzeni bozmak istemezsin, ne de halının altında bırakıp unutur gibi yaparsın, çünkü orada olduğunu bilirsin. Peki, o tozu yavaşça dışarı çıkarıp havalandırmak mı iyidir, yoksa yeni bir halı aramaya mı başlamalı?

Sessizlik bazen “deftere yazılmak için konulmuş bir kalem gibi” olabilir mi? Ne yazmaya başlarsın, çünkü doğru kelimeleri bulamayabilirsin, ne de yerine koyarsın, çünkü o kalemle işin var sanırsın. Peki, o kalemi yerine koyup yazılacak bir şey olmadığını kabullenmek mi gerekir, yoksa kalemin mürekkebi bitene kadar beklemek mi?

Sessizlik bazen “kenarda döner bıçağı gibi” olabilir mi? Ne çıkarıp kesersin, çünkü kullanacak bir şey bulamazsın, ne de tamamen kaldırasın gelir, çünkü bir gün işe yarayacak gibi durur. Peki, o bıçağı bileylemek mi lazım yoksa onun yerine bıçaksız bir yol aramak mı?

Sessizlik bazen “mutfakta, fişi çekili halde duran bir ekmek kızartma makinesi gibi” olabilir mi? Ne çalıştırırsın, çünkü ekmeğin ortada yoktur, ne de kaldırırsın, çünkü belki bir gün lazım olur. Peki, o makineyi çalıştıracak doğru ekmeği bulmak mı, yoksa o tezgahı boşaltıp yeni bir şey koymak mı doğru olur?

Sessizlik bazen “duvarda asılı duran bir tablo gibi” olabilir mi? Ne tam olarak bakarsın, çünkü zaten her gün ordadır, ne de kaldırırsın, çünkü boşluk daha çok rahatsız eder. Peki, o tabloyu yeniden çerçevelemek mi gerekir, yoksa tamamen başka bir duvar mı bulmalı?

Sessizlik bazen “dibinde yanıp sönen kırmızı ışık olan bir modem gibi” olabilir mi? Ne fişini tamamen çekersin, çünkü internetin lazım olur, ne de ışığı görmezden gelirsin, çünkü bir sorun olduğunu bilirsin. Peki, o modemi sıfırlamak mı doğru, yoksa yeni bir bağlantı aramak mı?

Sessizlik bazen “banyoda, boş yere çalışıyormuş gibi duran bir havlupan gibi” olabilir mi? Ne kapatırsın, çünkü bir şeylere sıcaklık veriyordur belki, ne de tamamen görmezden gelirsin, çünkü pek bir işe yaramadığı da kesindir. Peki, o sıcaklığı hissetmek için havlu asmayı denemek mi doğru, yoksa o havlupanı söküp duvarı çıplak bırakmak mı?

Sessizlik bazen “bir köşeye itilmiş, devrilmiş bir vazo gibi” olabilir mi? Ne tekrar ayağa kaldırırsın, çünkü içindekiler dökülmüştür, ne de tamamen bırakıp gidersin, çünkü kırılmamış olması bir şanstır. Peki, o vazoyu dolduracak yeni çiçekler aramak mı yoksa artık o köşeyi boş bırakmayı kabullenmek mi?

Sessizlik bazen “düğmesi bozuk, fişi prizde bir kettle gibi” olabilir mi? Ne tamir edersin, çünkü su ısıtmadan duruyordur, ne de tamamen çekip fişi çıkarırsın, çünkü belki bir gün kaynamaya başlar diye bekliyorsundur. Peki, o kettle’ı açıp düğmesini düzeltmeye çalışmak mı yoksa yeni bir kettle alıp raftaki yerine adapte olmak mı?

Sessizlik bazen “kütüphanede, sırtı dönük duran bir kitap gibi” olabilir mi? Ne çıkarıp okumaya başlarsın, çünkü nereden başlayacağını bilemezsin, ne de tamamen yerinde bırakırsın, çünkü arada merak edersin ne yazdığını. Peki, o kitabı açıp ilk sayfasını keşfetmeye çalışmak mı yoksa onun yerine başka bir kitap seçmek mi doğru olur?

Sessizlik bazen “şarj yüzdesi 1’de takılı kalan bir telefon gibi” olabilir mi? Ne tamamen kapanmasını beklersin, çünkü o son bir çağrıyı yapmak istersin, ne de şarj etmeye karar verirsin, çünkü belki de bataryası ömrünü doldurmuştur. Peki, o telefonu zorlayarak kullanmaya devam etmek mi yoksa yeni bir iletişim yolu bulmak mı daha mantıklı?

Sessizlik bazen “çalışmayan bir uzaktan kumanda gibi” olabilir mi? Ne pillerini çıkarıp yenisiyle değiştirme zahmetine girersin, ne de tamamen atarsın, çünkü belki bir gün tekrar çalışır diye umut edersin. Peki, o kumandayı kurcalayıp tekrar işlevsel hale getirmek mi yoksa artık o cihazı manuel kullanmaya alışmak mı doğru olur?

Sessizlik bazen “çalmayan bir antika saat gibi” olabilir mi? Ne tamir ettirirsin, çünkü o tıkırtıyı duymaya alışmışsındır, ne de tamamen köşeye kaldırırsın, çünkü odaya yakıştığını düşünürsün. Peki, o saati sadece dekor olarak kabul etmek mi doğru, yoksa çalışmasa da iç mekanizmasını anlamaya çalışmak mı?

Sessizlik bazen “kendi başına yanıp sönen bir projektör gibi” olabilir mi? Ne yeni bir ekran bağlarsın, çünkü ne yansıtacağını bilemezsin, ne de tamamen fişini çekersin, çünkü o ışık bir şekilde karanlığa anlam katıyordur. Peki, o projektörle ne göstermeye çalıştığını çözmek mi doğru, yoksa ışığını rahatsız eden bir detay olarak görmek mi?

Sessizlik bazen “evin içinde unutulan, ara sıra çalan eski bir kapı zili gibi” olabilir mi? Ne pili tamamen bitmiştir, çünkü hâlâ ara ara çalar, ne de işe yaradığını düşündürür, çünkü kimse zilini kullanmaz. Peki, o zili söküp yenilemek mi doğru, yoksa çaldığında yine de kim olduğuna bakmak mı?

Sessizlik bazen “çıkış kodu unutulmuş bir alarm sistemi gibi” olabilir mi? Ne kapatabilirsin, çünkü kodu çözmeye uğraşmak zordur, ne de tamamen açık bırakabilirsin, çünkü sürekli öter ve rahatsız eder. Peki, o alarmı susturmak için şifreyi hatırlamaya çalışmak mı, yoksa sistemi komple değiştirmek mi?