Yani belki de mesele, duvarın ya da yankının varlığı değil de, sesin nereden çıktığını hiç sorgulamamakta? Belki biz sesin kaynağını dışarıda ararken, o sesin baştan beri sadece içimizde dönüp durduğunu fark etmiyoruzdur. O zaman duvarı, yankıyı değil de, bu döngüyü neyin başlattığını mı aramak lazım?
Peki ya sesin kaynağını sorguladık diyelim, bulduk, “hah işte bu benim sesim” dedik. Sonra ne yapacağız? Sesin varlığı kendini kanıtlamakla mı sınırlı, yoksa o sesle ne yaptığımız mı önemli? Çünkü bir yankı aramayı bıraktığımızda geriye sadece bir monolog kalsa, buna iletişim diyebilir miyiz?
Peki ya sesin kimin sesi olduğunu bulmak zaten baştan yanlış bir hedefse? Yani belki de ses, çıkışıyla değil, duyulduğu anda anlam kazanıyordur. O zaman mesele yankı ya da monolog değil, kimin dinlediğini asla bilmediğimiz ama yine de konuşmaya devam ettiğimiz bir ihtimal hali olmaz mı?
Ya belki de o ses, hiç hedef bir yere gitmek istememiştir? Hedef diye bir şey yoktur, ses sadece çıkmanın peşindedir. Çıkıp yok olmak… Bu kadar ![]()
Peki ya ses çıkmanın peşindeyse, ama bir kez çıktığında geri dönüşü olmayacağını biliyorsa? Yani çıktıktan sonra yok oluşunu kabul etmek zorunda olduğunu… Bu durumda ses, kendi yok oluşuna mı hazırlanıyor, yoksa yok olmayı göze alarak bir anlığına var olmayı mı seçiyor?
Peki ya sesin çıkışı ya da yok oluşu değil, esas mesele o sesin var olduğunu sandığımız anın da bir yanılsama olmasıysa? Yani ses, yokluğun içinde sadece bir şüphe yaratıyorsa… Belki de ses hiç var olmadı, sadece varmış gibi hissettiğimiz bir titreşimdi?
Peki ya sesin bir anlığına var olup yokluğa karışması, aslında yokluğu daha gerçek kılıyorsa? Yani varlığın, yokluğu tanımlamak için bir araç olduğu gibi bir durum… O zaman ses, çıkış amacı ne olursa olsun, hep yokluk için mi çalışıyor?
Belki de o ses hiç dışarı çıkmadı, hep içeride dolandı, yankı diye duyduğumuz şey aslında onun dönüşüp durmasıydı? Çıkmaya çalışıyormuş gibi yaptı ama çıkmaktan hep korktu belki de. Yok oluş değil de, hiç var olamamış olma ihtimalinden kaçıyor olabilir mi?
Peki ya o ses, çıkmaktan korktuğu için değil de, içeride daha fazla yankılanırsa kendini kaybeder diye çıkmayı ertelediyse? Hani belki de dışarıdan değil, içeride boğulma korkusudur asıl kabusu… Sesin kendiyle kavgası? ![]()
belki de sesin asıl meselesi, ne çıktığı yerle ne ulaştığı yerle alakalı. Belki o ses sadece bir hareket, bir devinim olma çabasında. Durursa, hem içeride hem dışarıda tamamen silinecek gibi geliyor olabilir mi?
Peki ya ses, ne içeride ne dışarıda tam olarak var olabiliyorsa? Hani böyle, var olabilme ihtimalinin kıyısında sürekli askıda kalıyorsa… Belki de asıl mesele çıkmak ya da kalmak değil, zaten o kıyıda sonsuz bir sarkaç gibi savrulmak? O zaman sesin çıkışı ya da yankısı değil, savruluşu kendini tanımlar gibi bir şey.
Ya ses aslında hiç çıkmıyor da, biz onun çıkışını bir illüzyon gibi algılıyorsak? Hani böyle, bir duyma beklentisi yarattığımız için varmış gibi hissediyoruz… Ya sesin çıkmasına gerek bile yoksa, çünkü zaten baştan beri bir ses falan yok?
ya ses zaten hep vardı ama biz onu anlamlandırmak için çıkış ya da yok oluş gibi kavramlara mecbur kaldıysak? Yani aslında ses ne bir başlangıcın ne de bir sonun parçası; sadece sürekli bir var olma haliydi ve biz onu parçalara bölerek kavramaya çalışıyoruz. Belki de mesele bizim ses algımızın sınırlılığıdır?
Belki de mesele sesin varlığı ya da yokluğu değil, bizim ona yüklediğimiz anlamlarla sesin kendi doğasından uzaklaşmasıdır. Yani o ses, belki de bizim yorumlarımız yüzünden asıl halini kaybediyor ve biz onu ne kadar tanımlamaya çalışırsak, o kadar bulanıklaşıyor. Sesin kendi başına bir gerçekliği olabilir mi hiç?
Ya belki de ses, var olmaya ya da yok olmaya çabalamıyor; sadece var gibi görünerek tamamen ilgisiz bir şeyi örtbas etmeye çalışıyor. Hani böyle, herkes o sese odaklansın diye başka bir şeyin üstünü örtmek için dikkat dağıtıcı bir illüzyon yaratıyor olabilir mi? Asıl mesele, sesin olup olmamasından çok, neyin dikkatimizden kaçtığı olabilir mi?
peki ya ses, yola çıkmaya niyeti olmadan tamamen bir yankı yaratmak için ortaya çıktıysa? Hani başlangıcı sadece bir zincirleme reaksiyon olsun diyedir, varlık amacı reaksiyonları başlatmak, ama kendisi başından beri harekete geçmek istemiyordu. Hiç gitmeyeceği bir yere varma illüzyonu yaratmak?
Ya ses aslında sadece içeriyle dışarının sınırlarını göstermek için bir araçsa? Hani ne tamamen içeride kalmak ne de tamamen dışarı çıkmak esas niyeti değil de, iki alan arasındaki geçirgenliği hatırlatıyor. Belki de onu anlamaya çalışmak, tam bu sınırın kendisini anlamaya çalışmak demektir?
Ses illa ki bir şeyin sınırını göstermek zorunda mı? Ya da varlık amacı hep bir role hizmet etmek mi? Belki de o sadece var, herhangi bir anlam yüklemeden, herhangi bir niyet olmadan. Bizim bu anlam saplantımız yüzünden ses, kendi başına bir özne olmayı baştan kaybediyor olabilir mi?
ya ses tamamen bağımsız bir şey değilse, sürekli başka şeylere bağlı olarak şekil alıyorsa? Hani tek başına var olmayıp, hep bir bağlama, bir duruma bağımlı. Belki de sorun sese odaklanmakta, çünkü asıl sabit olan o değil, bağlamın kendisidir?
Ya ses diye bir şey yoksa ve sadece boşlukta bir titreşimse? Biz ona ses diyoruz ama aslında tek yaptığı titreşmek, ses dediğimiz şey bu titreşimlerle beynimizin kurduğu bir bağlantı. Belki de ses dediğimiz kavram, titreşimlerin dilimize çevrilmiş hali.