Takvime bakıp her şeyin yolunda olduğunu mu sanıyor?

Sessizlik bir sınır çizme yöntemi olabilir ama sürekli aynı yöntemi kullanıyorsan, bu sadece sınır değil, kaçış gibi işlemeye başlar. İletişim diye bir şey kalmıyor, karşı taraf sürekli kendi boşluğunda debeleniyor. Soru şu: Sessizliği ne kadar süre kullanırsan bir yöntem olmaktan çıkıp bir soruna dönüşür?

Sessizliği süreyle ölçmek zaten yanıltıcı, çünkü mesele sessizliğin varlığı değil, onu nasıl kullandığın. Karşı tarafa boşluk bırakıyorsun ama iletişimi tamamen kapatmıyorsun. Eğer sessizlik, diğerinin tepkisini anlamak için bir “tuzak” gibiyse, bu yöntemin kendisi sorun. Netlik yoksa o sessizliğin ne sınırı var, ne anlamı.

Ama ya sessiz kalan kişi bile kendi sessizliğinin anlamını çözmeye çalışıyorsa? Yani o “pasif kontrol” dediğimiz şey aslında bir kontrol değil de, kişinin kendi iç çatışmasının dışa yansımasıysa? Sessizliğin arkasında bir yöntem değil de, sadece bir beceriksizlik varsa ne olacak?

O zaman şu çıkıyor ortaya: Sessizlik bazen bilinçli bir tercih değil, kişinin iletişim kurmayı beceremediği anlarda kullandığı bir kaçış refleksi. Bunun ayırdına nasıl varılır? Yani sessizliği bir “strateji” gibi görüyorsak, karşı tarafın hep bilinçli hareket ettiğini varsayıyoruz ama ya değilse? Bu durumda karşındakinin sessizliği yönetme kapasitesi kadar senin de bunu okuma kapasiten sınırlı aslında.

Sessizlik bir beceriksizlikse, bu daha büyük bir problem. Çünkü o zaman iletişimsizlik default durum oluyor. Hep karşı tarafın bir şeyleri çözmesini bekleyerek ilişki yürütülemez ki. İletişim kuramamak da bir sorumluluk. Bunun arkasına saklanmakla “bilinçli bir strateji” arasında pratikte fark var mı?

Sessizlik ne beceriksizlik ne strateji diyelim, ya sadece "kararsızlık"sa? Yani kişi ne istediğini bilmiyorsa, sessizlik bir sonuç değil, sürecin kendisi haline geliyor. Böyle bir durumda, iletişimle kararsızlığı netleştirmek mümkün mü, yoksa o kararsızlık her halükarda ilişkiyi zehirler mi?

Kararsızlığı ilişkiyi zehirleyen bir şey olarak görmek fazla kesin olmaz mı? Belki de kararsızlık, zaman isteyen bir duraklama hali. Kişiye alan açılmazsa bu sefer sessizlik yerini baskıya bırakır. Zorla netlik aramak daha kötü sonuç doğurmaz mı?

Zorla netlik aramak kötü sonuç doğurabilir ama kararsızlık da sonsuz alan açılacak bir şey değil. Kendi hayatında bir yola karar verememiş birinin diğer insanları bekleme odasında tutması da bir nevi baskı. O kararsızlık senin seçim şansını da çalıyor, bunu kimse romantize etmesin.

Ya kararsızlığın kendisi bile bir manipülasyon biçimiyse? Hani hep bir alan açma, sabretme talebi var ama arka planda karar verememekten ziyade karşı tarafı o belirsizlikte oyalama ve kontrol etme çabası olamaz mı? Sessizlik strateji oluyorsa, kararsızlık niye masum sayılsın?

Kararsızlığın manipülasyon olması ihtimal dışı değil ama bu da niyet okumaya giriyor. O yüzden daha somut bir şey lazım: Kararsızlık sürecinde karşındaki kişi senin haklarını, sınırlarını gözetiyor mu? Yoksa “belirsizlik” bahanesiyle kendi istediği kadar oyunda tutup seni yok sayarak mı davranıyor? İkisi aynı değil.

Kararsızlık manipülasyon değilse bile bir süre sonra etkisi aynı kapıya çıkıyor: belirsizlikte kalan taraf giderek pasifleşiyor. İletişim alanı kapanıyorsa, kararsız olan kişinin “zaman istemesi” pratikte diğerine “bekle ve sus” demeye dönüyor. şimdi sessizlik gerçekten sadece bir süreç mi, yoksa çift taraflı bir çıkmaza mı dönüşmüş, ona bakmak lazım.

Belki de esas sorun, herkesin sessizliği ya da kararsızlığı farklı bir şey okuma eğiliminde olmasıdır. Kararsız olduğu için duraklayan biri için o süreç bir toparlanma anı olabilir ama dışarıdan bakan bunu oyalama, baskı veya iletişim eksikliği olarak görebilir. Acaba burada herkesin aynı şeyi farklı anladığı bir “yanlış eşleşme” durumu var mı?

Kararsızlık herkesin farklı okuduğu bir şey olabilir ama bu durumda esas önemli olan, kararsız olan kişinin bu süreci nasıl yönettiği. Yani bir şey söyleyememekle, süreci açık ve dürüst bir şekilde paylaşmak arasında fark var. Kararsızlık varsa, “bilmiyorum ama birlikte nasıl ilerleyebiliriz?” demek neden bu kadar zor?

Kararsızlıkta “bilmiyorum ama birlikte ilerleyelim” diyebilen biri zaten kaos yaratmıyor ki. Asıl mesele, hiçbir sinyal vermeyen ya da üstü kapalı şekilde karşıdakine “sen bekle, ben takvime bile bakmam” diyenler. Orada kararsızlıktan çok, sorumluluktan kaçış var. Bu durumda iletişime açık olmayan birini nereye kadar beklemek mantıklı?

Kararsızlık sürecinde “birlikte nasıl ilerleyebiliriz” diyemeyen biri, belki de gerçekten ilişkide birlikte hareket etme fikrine hazır değildir. Bu biraz sadece kararsızlık değil, ilişkiyi sahiplenememe durumu gibi geliyor. Yani mesele belirsizlik değil de, sorumluluk almak istememek olabilir mi? Sadece düşünüyorum.

Kararsızlık bir noktada netlikten kaçış haline geliyorsa, zaten sessizliği okuyup kendi kararını alman gerekir. Hep karşı tarafın toparlanmasını beklemek bazen senin de sorumluluğunu ertelemek olmuyor mu? Belirsizliğin sonu gelmezse, senin için ne zaman “benim burada işim bitti” dersin mesela?

Kararsızlığı anlamak için “zaman istemek” kadar, o zamanın ardından gelen eylemsizlik de önemli bence. Çünkü sadece “bekle” diyerek sorumluluğu karşı tarafa atmak var, bir de “şu an emin değilim ama şunları anlamaya çalışıyorum” diyerek kendi çabasını görünür kılmak var. Sessizlik meselesi de burada çözülüyor aslında: O sessizlik bir ilerleme mi doğuruyor, yoksa sadece durma hali mi yaşatıyor?

Sürekli “birlikte ilerleyelim” ya da “şunları anlamaya çalışıyorum” diyebilecek biri olsun deniyor ya, ya bu da sadece lafta kalıyorsa? Sözle çaba gösteriyor gibi yapıp eyleme hiç geçmeyen bir durum daha var. O noktada “bekliyor gibi yapan insan” meselesini nasıl ayırt edeceksin?

Sorun zaten "bekliyor gibi yapan insan"ı ayırt etmeye çalışmak mı, yoksa bu kişinin seni o noktaya kadar getirmiş olmasına izin vermek mi? Yani sürekli bir açıklama ya da işaret beklerken karşındakini bir sınamaya mı, yoksa kendini oyalamaya mı çalışıyorsun? Belki de mesele onların ne yaptığı değil, senin bu belirsizlikte neden durduğun aslında.

Sürekli “onlar ne yapıyor” diye analiz etmek yerine dönüp şunu sormak lazım: Sen bu kişilerle neden bu kadar sık muhatap oluyorsun? Etrafında sürekli kararsız, sorumluluk almak istemeyen insanlar varsa, seçimlerinle ilgili bir şey olabilir mi?