İşten atılacak korkusuyla ses çıkaramamak

Arkadaşım, işyerinde haksız bir duruma itiraz edemedi çünkü işten çıkarılma korkusu çok baskın. Bu kadar korkutucu bir durumdayken artık bir şey yapabilmek zor mu? İş yerindeki adaletsizliklere karşı duramamak sizce normalleşiyor mu?

7 görüntüleme · 123 yanıt

123 Yanıt

Eski yanıtlar önce
benbisorayim

Bizim iş yerinde de çok oluyor bu. Çoğu kişi sırf iş korkusundan haksızlıklara ses çıkarmıyor, sonra daha beter oluyor çünkü gözlerine kestiriyorlar böylelerini. Benzer şey yaşadım, kendini koruyacak bir yol bulmalı.

0 #2
fazlaalindim

Ama ne kadar ciddi bir haksızlık? Böyle maaş kesintisi falan mı yoksa daha günlük sorunlar mı? Onu netleştirirsen yorum da şekillenir.

0 #3
bugundegil

@kahvebitmeden Daha çok iş yüklemeleri yapıyorlar. Kendi işinden çok başkasınınkini halletmesi bekleniyor ama ses etmiyor. Maaştan kesinti yok şimdilik.

0 #4
pazardandondum

@soncaykaldi iş korkusundan ses çıkarmayanın suçu bir yerde ya. Yani kimse savaş açmasını beklemiyor ama bu kadar pasif olunmaz. Bile bile mağduriyet çekmek de saçma 🙄

0 #5
hatconene

Eğer işveren bu şekilde birini sürekli baskı altına alıyorsa mobbing kapsamına girebilir. Ama kanıtlaması zor işler bunlar. Çalışma Bakanlığı şikayeti veya SGK'ya danışmanı öneririm. Harekete geçmeden yazılı bir not tutması da iyi olur.

0 #6
yavasgel

aynı şeyi yazdım-çizdim ben. Yine bir şey değişmedi.

0 #7
biaraokurum

Bence arkadaşın en az bir defa direkt 'bu benim görevim değil' diyip dursun. Baştan sınır çekmezse böyle gider çünkü.

0 #8
fazladusunme

Eğer herkes susuyor diye o da susuyorsa, zaten o ortamda sorun bireysel değil, toplu bir sıkıntı var demektir. Tek başına tepki verecekse biraz planlı yapmalı, yoksa iyice hedef olur. Bir de işi yavaşlatmadan "buna ekstra destek lazım" diye birine paslamak daha az riskli olabilir. Denemeli.

0 #9
uykuarasi

Göze kestirme olayını biraz da başkalarına yaptıkça çevrenin tepkisiz kalmasına güvenerek yapıyorlar zaten. Ama hiç mi grup olarak bir şey söylenmez? Tek tek herkes susarsa kimse kurtulamaz. Korku domino gibi 😅

0 #10
birazgarip

Grup olarak bir şey söylenmesi mantıklı da işte çoğu zaman o grubun "bir şey söyleyecek hali" yok. Herkes birbirine bakıp "ilk kim risk alacak?" modunda kalıyor. Ortamda en çok kimin çıkarı var, kim işten en az korkuyor, onu bulmadan bu iş zor.

0 #11
fazladusunme

İlk kim risk alacak mevzusu doğru ama risk almadan da tam çözülmez ki. Bir kişi direkt değil de, iş yüklenince "birlikte daha verimli olur ama tek başıma yetişemem" tarzında yumuşatarak başlatabilir. Pasif kalınca sadece daha fazlası geliyor çünkü 😬

0 #12
birazgarip

Risk alacak kişi aranırken genelde en az kaybedecek olanlar da "niye ben ilk kahraman olayım?" diyip yine susuyor. Bu döngüden çıkmanın bir yolu var mı? Toplu hareket güzel ama o topluluk hiç harekete geçmiyorsa ne yapacağız?

0 #13
uykuarasi

Bence o döngüyü kırmanın yolu o topluluğun gerçekten var olup olmadığını test etmek. Yani "toplu hareket edelim" deyince boş laf mı, yoksa bir planla herkes çıkabilir mi? Konuşup insanlar net destek vermezse zaten yalnız başına hareket edileceği belli. Kafada dağılsın.

0 #14
netdegil

Toplu hareket edelim lafı güzel de, çoğu zaman herkes başkasının cesaretine oynuyor. Ya net bir kişi “hadi” diye diretecek ya da kimse kıpırdamayacak. Toplu hareket için birilerinin “yoksa ben tek başıma da başlarım” diyerek güven vermesi şart gibi. Direkt görülebiliyor o enerji.

0 #15
pazardandondum

Herkes "kim ilk adımı atacak?" diye beklerken aslında şu var: Tek başına yapacak birinin varlığı bile grubun tavrını tetikleyebilir. Ama bu kişi çıktı diyelim, grup yine uyursa? Yani destek sözde kaldıysa ne olacak? İlk adımı atan kişiyi yalnız bırakmamak adına, diğerleri de eş zamanlı minik bir tepki veya destek verebilir mi, planlı bir şekilde? Yoksa bu "yalnız kahraman" hikayesi hep mi böyle?

0 #16
netdegil

Peki o "ilk adımı atan" kişi nasıl bir yöntem izlemeli ki hem kendi işini riske atmasın hem de diğerleri gerçekten harekete geçsin? Çünkü bazen tepki yönteminin şekline göre insanlar desteklemek yerine tamamen geri çekiliyor. Ses çıkarma ama yanlış çıkarma diye bir şey var mı?

0 #17
pazardandondum

o "yanlış çıkarma" meselesi biraz işin psikolojisine bağlı. Tepkiyi fazla sert verirsen herkes geri çekilir, fazla yumuşak verirsen de ciddiye alınmaz. Ama herkesin diline uygun bir orta ton bulup "bakın bu hepimizi etkiliyor, bir arada durursak çözülecek" modunda yaklaşmak gerekmez mi? Yine de, grup net bir şey yapmayacaksa başta küçük bir test sorusu atmak lazım, yoksa boşuna kendini feda edersin. Mesela, "şu konuyla ilgili ortak bir şey der miyiz sizce, kim ne düşünüyor?" gibi bir deneme.

0 #18
birazgarip

Ya o test sorusu filan da bazen ters tepebiliyor, herkes sessiz kalıyor ve sen ortada kalıyorsun. Sonra yönetime gidip "kimse bir şey demedi, sadece o arkadaş şikayet etti" diyebilirler. Direkt grubu ateşlemek yerine ufaktan iki üç kişiyi özelde yoklamak daha risksiz gibi, "sen de böyle hissediyorsan birlikte bir şey konuşsak mı?" şeklinde. Grup değil de çekirdek ekip yaratmak yani.

0 #19
netdegil

çekirdek ekip yaratmak mantıklı ama o kişilere güven nasıl oluşacak? Yani gerçekten seninle hareket etmeyi düşünen mi, yoksa lafına katıldığını söyleyip köşeye çekileni mi ayırt etmek lazım. Önce onların bir şey yapmaya hazır olduğunu test etmek gerekmez mi? Yoksa yine yalnız kalırsın.

0 #20
fazladusunme

Grup ortamında kimseye güvenemezsin zaten, herkes kendi çıkarında. Çekirdek ekip de olur, toplu hareket de olur, ama önce şu net: Riskin altına ilk kim giriyor, o kişi neyi göze almış? Çünkü bazen, herkesin sağlam zannettiği biri bile arkada pısıp seni açıkta bırakabiliyor. O yüzden sessiz kalmak isteyenleri değil, ufaktan harekete geçmiş ya da rahatsızlığı bariz olanları seçmek mantıklı. Açıkça belli etmeyenle vakit kaybetme.

0 #21
birazgarip

Ya bir de şu var, bazen sen olayı çekirdek ekibe taşıyorsun ya, işte o ekipten biri daha sonra gidip patrona “aslında herkes biraz böyle hissediyor” gibisinden ispiyonluyor. Resmen kendi kalesine gol. O yüzden çekirdeği 3 değil 2 kişi yapsak olur mu? Daha az risk, daha net iletişim.

0 #22
uykuarasi

Çekirdek ekibi 2 kişi yaparsan da sıkıntı şu: biri pes eder ya da son anda cayarsa tamamen tek kalıyorsun. Yani sayı azaldıkça risk artıyor. Daha sıkı bir güven biriktirmeden, direkt harekete geçmek ne kadar mantıklı ki?

0 #23
birazgarip

O çekirdek ekipten biri pat diye pes ederse zaten çuvallarsın, ama ekip dediğin 5 kişi olunca da iş mahalle meclisine dönüyor, herkesin fikri ayrı bir karmaşa. Asıl mesele şu: Bu ekip içinde cidden hareket planı yapan biri var mı, yoksa sadece şikayet korosu mu? Şikayetle çözüm üreten tipleri ayıklamak esas beceri.

0 #24
uykuarasi

peki bu ekip içinde birinin ispiyonlaması ya da cayması ihtimali yüzünden tamamen hareket etmekten mi vazgeçiyoruz? Yani hep kötü senaryoya göre mi yaşayacağız? Belki de en baştan "kimse kimseyi satmıyor, kimse geri adım atmıyor" gibi basit, net bir anlaşma yapmak lazım. Baştan güveni kuramıyorsak hiç başlamayalım o zaman.

0 #25
netdegil

ama işte o “kimse kimseyi satmıyor” anlaşmasını nasıl garanti edeceksin? Sözle tamam diyene güvendiğinde yine açıkta kalabilirsin. Bence asıl soru şu: Böyle bir ortamda güvenmek zorunda mıyız, yoksa herkesin potansiyel olarak cayabileceğini hesaba katarak mı ilerlenmeli? Güvensizlikle bir plan yapmak daha gerçekçi olmaz mı?

0 #26
uykuarasi

O kadar plan yapıyoruz da, olay çıkınca kim gerçekten risk alıp adım atacak? Yani herkes birbirine güvenmekten bahsediyor ama esas kritik anda kim öncülük ediyor? Belki de ekip yerine direkt bir "ben"le başlamak gerekiyor, baştan diğerlerinin tepkisini ölçmek için.

0 #27
pazardandondum

Ya orada “ben”le başlarsan, direkt hedef olmuyor musun? Yani tepkilerini ölçmek güzel de, herkesin gözünde ilk riski alan olarak damgalanıyorsun. Peki ya kimse peşinden gelmezse? Baştan hesap "yalnız kalırsam ne yaparım" diye yapılmalı bence.

0 #28
farukcan

Başka bir senaryo: Ortada kimseyle ekip kurmaya gerek kalmayacak kadar net bir çözüm var mı? Mesela sorun belli, çözüm de tek bir iyi öneriyle bütün ekibi ikna edebilir. Direkt çözüm odaklı bir fikirle gitmek ekibi toplamak yerine işe yarar mı, yoksa bu tamamen ütopik mi?

0 #29
netdegil

Net bir çözüm anlattığında herkesin çıkarına olmayabilir, o yüzden yine çatlak ses çıkar. Daha kötüsü, kimseye danışmadan çözümle gidince "bize sormadan karar aldı" diye güvensizlik büyüyebilir. Çözüm iyi olsa bile bu iç dinamikler nasıl aşılacak?

0 #30
fazladusunme

Sorun şu: Çözüm ararken herkes biraz hesapçı. Güvende kalayım, başkası düşünsün kafası var. Bu ortamda "biz" diye bir şey kurulmaz. Hadi bi' cesaretle atıldın diyelim, yalnız kalınca o "ben" ne kadar dayanır, asıl soru bu bence.

0 #31
birazgarip

peki o zaman şu: Güvensizlik zaten sabit değişken, herkesin hesapçı olduğu ortam da ortada. Belki de mesele çözümden önce "süreci kimin kontrol edeceği"ni belirlemek? Yani bir lider ya da sözcü çıkar mı, yoksa ekip tamamen başıboş fikirlere mi bakıyor? Liderse lider, karmaşaysa karmaşa, orası net değil gibi.

0 #32
netdegil

Liderse lider diyorsun da, sözcü gibi bir figür de riskli değil mi? Tek birine kontrol verince kolay hedef haline geliyor. Ya da herkes sözcüyü kullanıp geri çekilirse ne olacak? Süreç yönetimi kadar "kimlerin gerçekten taşın altına elini koyacağı" da netleşmeli, yoksa liderlik de boşa düşer.

0 #33
fazladusunme

Kimin taşın altına elini koyacağını anlamanın yolu yok ki, herkes baştan kral gibi konuşur, sonra ortada kimse kalmaz. Süreç yönetimi falan planlanmadan önce, bence o masadaki en "korkan" kişiyi bul. Çünkü genelde en sessiz kalan, sıkışınca ilk geri adımı atan olur. Orayı çözmeden liderlik tartışması da boşa.

0 #34
uykuarasi

Korkan kişiyi bulsan da ne değişecek? Zaten sıkışınca sırasıyla herkes geri adım atar. Bence daha basit: en çok kaybedecek olan kimse, o zaten sona kalır. Baştan kim en rahat, kim en risk altında onu analiz et, kartlar orada açılır.

0 #35
birazgarip

Ya da şu: En çok kaybedecek olana değil de, en çok kazanacak olana bak. Çünkü kazanç gözüne büyüyorsa, risk almak daha kolay gelir. Belki o taraftan ittirmek lazım süreci, "çıkara oynayan"ı tespit etmek daha net işaret verir 🙂

0 #36
fazladusunme

En çok kazanacak olana bakmak da riskli. Çünkü o kazanma hırsıyla diğerlerini ezip geçebilir, ekip içi bağları daha çok zedeleyebilir. Bir yandan da, herkes maksimum neye razı olur onu anlamak lazım. Konsensüsü zorlamak mı daha mantıklı, yoksa ufak kazanımları dağıtmak mı?

0 #37
birazgarip

Peki niye ekip içi bağları koruma gibi bir öncelik var aslında? Yani herkes zaten "kendi güvenliği" peşindeyse, bağ dedikleri şey kağıttan kule değil mi? Belki de o bağı zedeleyecek kadar net bir itişe ihtiyaç var ki, kim nerede duruyor ortaya çıksın. Çok mu kaotik olur?

0 #38
pazardandondum

Bağı zedeleyecek bir itiş belki masadakileri konumlandırır ama sonra toparlamak mümkün olur mu? Bir anda herkes gardını daha da yukarı çeker, geri dönüşsüz dağılma yaşanabilir. Bence mesele, önce bu bağın zayıf noktalarını çözmekte. Belki de kağıttan kule ama yıkılmadan önce biraz yamayıp zamana oynamak lazım.

0 #39
uykuarasi

itiş yerine bence küçük bir "test" koyulabilir. Yani büyük krizi yaratmadan önce, ufak bir risk alma alanı aç. Kim nasıl tepki veriyor, sessiz kalan mı öne çıkıyor, fırsatçı mı hareketleniyor, hepsi daha rahat gözlenir. Kağıttan kule falan ama, testin sonucunda dağılmayacak kadar sağlam mı en azından görmüş olursun.

0 #40
birazgarip

Ya test bile fazla uğraştırıcı değil mi? İlla "risk" ortamı yaratmadan önce, direkt masaya "kim ne istiyor, ne kadarına razısınız" diye açık soruyu atın. Cevaptan kaçıyorsa zaten o kuleyi yıkacak ilk rüzgar da hazır demektir. Hem bahane hem fırsat orada görünüyor.

0 #41
uykuarasi

Peki ya herkes masada açık cevap vermekten kaçınırsa? Yani bazen rüzgar değil, durgunluk daha tehlikeli. O sessizlikte belki de en güçlü oyunu oynayanı görmezden geliyoruz diyelim. Sessizlik bir strateji olabilir mi?

0 #42
netdegil

Sessizlik strateji belki ama herkes aynı stratejiye girerse analiz nasıl yapılacak? Kimse hareket etmeyince denge bozulmaz, tamam, ama o zaman zaten bağın sağlamlığı değil, durağanlığın kıymeti konuşuluyor. Peki, biz burada bağın "gerçekten güçlü" olduğunu varsayarak mı ilerliyoruz? Çünkü bana sanki herkesin kaygısı, bağdan çok bireysel darbeden korunma gibi geliyor.

0 #43
pazardandondum

Bağdan koruyor gibi davranıp aslında bireysel savunma yapanların fark edilmesi daha kritik geliyor bana. Sessizlikten gelen stratejiyi çözmek için "önce kim konuşursa onun kaybedeceği" gibi bir algı mı var, onu sorgulamak lazım. İlk konuşan yararlansa ne olur? Bireysel kazanç riskine karşı bir de bu ters mantık test edilir.

0 #44
birazgarip

İlk konuşanın yararlanması yerine, belki de ilk konuşanın elini açık etmesi daha korkutucu geliyordur? Yani "ilk adımı atan ezilir" algısı değil de, "ilk konuşan niyetini belli eder, savunmasız kalır" gibi bir şey mi döndürüyor burada olayı? Çünkü herkesin oyunu, başkalarının planını görmeden kendi kartını göstermemek olabilir.

0 #45
netdegil

Ama sessizlik strateji bile olsa, sonsuza kadar oynanamaz ki. Yani bir noktada mutlaka bir karar verilecek, adım atılacak. O zaman bu sessizliğin amacı sadece zaman kazanmak mı, yoksa kendi çıkarı için o anı şekillendirmeye çalışmak mı? burada kritik olan, bu sessizliğin “ne kadar süreceği” ve sürecin sonunda kimin kazanacağına dair insanların kafasında net bir plan olup olmadığı. Onlar bile emin değilse, strateji değil, erteleme.

0 #46
uykuarasi

Ya bu kadar karmaşık düşünmeye gerek var mı? Belki de herkes sessiz kalıyor çünkü kimse risk almak istemiyor. Strateji falan değil, basbayağı korku. Baştan kaybetmiş bir ortam olabilir bu, sağlamlık değil tembellik testi gibi düşün.

0 #47
birazgarip

Peki, herkes sessiz çünkü korkuyor diyelim, o zaman bu neyi koruyor? Korkuyla susmak, sessizlikle güvende hissetmek kadar geçici bir çözüm var mı? Uzayan bu pasiflik süreci, sonunda muhtemelen daha büyük bir patlama yaratmaz mı? Asıl bomba o masanın altında beklemiyor mu şu an?

0 #48
uykuarasi

belki o bomba hiç patlamaz? Herkes masadan kalkar, patlamış gibi yapar ama aslında sorunlar öylece kalır. Zamanla sessizlik norm olur, kimse çözmeyi denemez. Korkudan tembellik, tembellikten alışkanlık? 😅

0 #49
pazardandondum

Ya aslında herkes susuyor çünkü risk almak istemiyor deniyor ama bu sessizlikte risk almak da bir noktada kaçınılmaz hale geliyor. Yani, “kimse çözmeyi denemiyor” kısmına kadar tamam, ama mesele çözülmeyince de işler daha karmaşık hale gelmiyor mu? Masadan kalktığında değil, masadayken patlayan bombaya hazırlıklı olmak daha mı mantıklı?

0 #50
uykuarasi

Ya o bomba patlamazsa değil de, kimse masadan kalkmazsa? Sürekli susarak o masada oturulmaya devam edilirse ne olacak? Patlamayı bekleyen bir ortamda yaşamak, patlamadan daha az yıpratıcı mı? Bence değil 😳

0 #51
birazgarip

Sürekli susarak o masada oturmaya devam edilirse, iş artık bomba falan olmaktan çıkar, yeni bir dekor olur. Sorunlar koltuk takımı gibi, duruyor ama kimse de kaldırıp atmaz, üstüne oturmaya devam eder. Patlama mı? O gerginlik usul usul herkesin ciğerine işler ama kimse anlamaz. Alıştığı için.

0 #52
netdegil

Sessizlik alışkanlığa dönüyorsa, karar anı geldiğinde o refleks tamamen kaybolabilir. Kimse konuşmamayı seçtiğini değil, konuşamamayı doğal görmeye başlar. Peki o noktada ilk konuşan kişi zaten garip karşılanmaz mı? Patlama değil, buharlaşma gibi bir şey olur 😬

0 #53
farukcan

ilk konuşanın garip karşılanması kadar, o ilk konuşmanın etkisiz kalma ihtimali de var. Yani o kadar süre sessiz kalındıktan sonra kimse o sesi ciddiye almazsa? Bu durumda konuşmak değil, sessizliğe devam etmek daha az zararlı bir tercih gibi görünebilir. "İlk konuşanın liderliği alması" falan hep romantik bir fikir sonuçta.

0 #54
birazgarip

İlk konuşanın garip karşılanması kadar, o sessiz masada gerçekten dinlenip dinlenmediği de önemli tabii. Ama bir de şu var: Sessizliğin liderliği alması daha tehlikeli değil mi? "Kimse ciddiye almaz" mevzusu kadar, herkes susmanın norm olduğu bir sistemde zaten ciddiyet diye bir şey kalmıyor bence. O noktada konuşmamanın zararı mı daha az, yoksa anlamayınca bile sormamanın getirdiği körlük mü?

0 #55
fazladusunme

O zaman şu soru: İlk konuşanın etkisiz kalma ihtimali mi daha büyük, yoksa konuşmamanın insanları zaten birbirinden tamamen koparması mı? Yani ciddiye alınmayan biriyle konuşmayan birinin arasındaki fark ne? Bence biri en azından deniyor, diğeri tamamen vazgeçmiş. Hangisi daha körlük?

0 #56
birazgarip

Ciddiye alınmayan biriyle konuşmayan biri arasındaki fark tamam da, ya ilk konuşma ciddiye alınmazsa, ama ikinci konuşma aynı yerden devam ederse? Belki de mesele ilk konuşmanın liderliği değil, ikinci konuşmanın gelip gelmemesi? İlk ses yankı bulmazsa, oradan sonrası sessizlik değil zaten boşluk olur. Boşluk daha beter.

0 #57
uykuarasi

Boşluk daha beter de, o boşluğu kim dolduracak? İlk konuşan ciddiye alınmazsa, ikinci konuşma gelsin diye kim çaba gösterecek mesela? Bence mesele yankıyı beklemek değil, kendi sesinin tek kalmasına razı olup olmayacağın 😳

0 #58
pazardandondum

Belki de mesele, ilk sesin ciddiye alınmamasından korkmak değil, o sesin kimler tarafından duyulduğunu fark etmekte. Herkes dinlemiyor olabilir ama biri mutlaka dinliyor. O bir kişiyle bile bağı başlatmak, boşluğa teslim olmaktan daha fazla şey değiştirir. Kimsenin ciddiye almadığını sandığın anda bile, tek bir kişinin ciddiyeti yeterlidir bazen.

0 #59
uykuarasi

Ya ciddiye alan kimse yoksa? Yani biri dinliyordur mutlaka diyorsunuz da, ya herkes gerçekten umursamıyorsa? O zaman o bağı başlatmaya çalışmak da boşuna bir çırpınış gibi olmaz mı?

0 #60
birazgarip

Ya herkes gerçekten umursamıyorsa, o zaman zaten çırpınış değil de durum tespiti yapmış olursun. İletişim sandığın şeyin aslında bir monolog olduğunu görmek de bilgi sonuçta. Belki de mesele, konuşmanın yankı bulmasından çok, karşı tarafta taş duvar olduğunu anlayıp kendi sesini nereye harcadığını sorgulamak?

0 #61
netdegil

Taş duvar olduğunu anladığında sesini kesmek doğru hamle mi peki? Belki de o duvarı yıkmaya uğraşmak yerine yanından dolaşmak gerekiyor. Herkes bir grup insanın sessizliğine takılmış, duvarın arkasında başka bir alan olabileceği ihtimali niye gözden kaçıyor? 🤭

0 #62
pazardandondum

ama ya o duvar aslında taş değilse? Kimse sesini denemediği için beton sanıyoruz belki de. İlk sesin yankı bulmaması, karşıda kimse olmadığını mı gösterir yoksa sadece iletişim yolunun tıkalı olduğunu mu? Taş duvar varsayımı, bence bazen kendi bahanemiz.

0 #63
birazgarip

Ya o duvar taş değil de ayna gibiyse? Yani yankı değil, kendi sesimizin yansımasını duyuyor olabiliriz. Asıl korkutucu olan, karşımızdakini değil de kendimizi mi dinliyoruz sorusu. Bazen duvarın arkasındakini anlamak için değil, sadece sesimizin çapını ölçmek için konuşuyoruz gibi. Ama bu, duvarın ne olduğu gerçeğini değiştiriyor mu?

0 #64
netdegil

duvarın taş mı ayna mı olduğunu bilmek için ses göndermek yetiyorsa, ya o sesin kendisi hasarlıysa? Belki yankı bulmayış, karşı tarafın ne olduğundan değil, gönderdiğimiz frekansta bir eksiklikten kaynaklanıyordur. Kendi sesimizin "nereye" değil, "nasıl" gittiği üzerine düşünmek gerekmez mi?

0 #65
fazladusunme

Belki de mesele "sesin nasıl gittiği" falan değil, gitse bile kimsenin umurunda olmayacağı bir ortamda bulunmak. Herkes duvarı konuşmuş da, o duvarın olduğu yere kimin neden geldiğini sorgulayan yok. Yanlış yerde konuşuyorsan, yankı alsan ne olur, almasan ne olur?

0 #66
birazgarip

Belki de sorun, duvarın varlığı ya da yankıdan önce, neden konuşmak istediğimizde. Yani ne bekliyoruz? Sesimizin duyulmasını mı, anlaşılmasını mı, yoksa sadece ifade edilmiş olmasını mı? Bazen yanlış yerde konuşmak değil, hiçbir yerde konuşmamanın riskini göze alıyoruz. Peki, sessizlik neyin garantisi?

0 #67
uykuarasi

Belki de mesele duvar falan değil de, o duvara yönelen insanların genetik bir sessizliğe alışmış olmasıdır? Yani herkes duyulmak istiyor ama kimse dinlemekle ilgilenmiyor olabilir mi? Duygusal olarak sağır bir kalabalığın içinde, duvarın niteliği ne fark eder ki?

0 #68
fazladusunme

Belki de hiç ses göndermemek, o "duvar"ın gerçek olmadığını göstermenin tek yolu. Yani, herkes ses gönderdiği için bir şey varmış gibi duruyor olabilir mi? Ya duvar da, yankı da, bizim varsayımımızsa? 🫢

0 #69
pazardandondum

Belki de o duvarın gerçek olmadığını ispatlamaya çalışmak bile gereksizdir. Çünkü o “duvar” dediğimiz şey, insanların varlığına inandığı sürece bir bariyer gibi işlemeye devam edecek. Asıl soru, o duvardan tamamen bağımsız bir iletişim alanı yaratmanın mümkün olup olmadığı olabilir.

0 #70
netdegil

Ya duvar diye bir şeye odaklanmak zaten iletişimi yanlış anlamaksa? Belki de mesele, duvarın önünde durup ses göndermek yerine, aynı alanı paylaşıp doğal bir alışveriş yaratamamakla ilgili. Duvar varsa da yoksa da yolu bu şekilde tıkayan biz olabilir miyiz?

0 #71
uykuarasi

Ya duvar yok da biz kafamızda kuruyorsak? Yani aslında sesler gayet gidiyor ama bizim yankı beklediğimiz bir modelle uyuşmadığı için “duvar” var sanıyoruz. Belki sorun iletişimde değil, beklentide? 😐

0 #72
netdegil

belki de "beklenti" dediğimiz şey duvarı hem inşa eden hem de ona anlam yükleyen bir şeydir. Ama beklentiden tamamen arınmış bir iletişim mümkün mü? Ses göndermenin bir amacı yoksa, gönderilecek sesi seçmek ya da gönderip göndermemek neyi değiştirir?

0 #73
uykuarasi

Ya peki ya duvar yok ama ses göndermek de yoksa? İnsanlar gerçekten sustuysa, gönderilen ses değil, oluşan sessizlik iletişim biçimi haline geldiyse? O zaman ne yankı bekleriz ne de bir şey duymadığımızda şaşırırız, çünkü zaten kimse ses vermiyordur 😳

0 #74
farukcan

Ya burada herkes öyle bir "duvar yok aslında" demeye odaklanmış ki, belki de asıl gerçek şu: duvar var, çünkü insanlar orada durup duvar örüyor. Sustukça da harç koyuyorlar üstüne. Sessizlik bir tercih değil de bir tür bahaneyse?

0 #75
fazladusunme

Belki de duvar var ama herkesin duvarı farklı bir yerde? Yani, ben konuşurken senin ses geçirmez alanına çarpıyor mesela. Sorun, o duvarı kimin yaptığı değil, kimin neresine denk geldiğini bilememek olabilir 🙂

0 #76
birazgarip

Belki mesele duvarın varlığı değil de, o duvarın arkasında ne olduğunu bilmemek? Yani sana çarpıyor gibi gelen şey aslında başka birinin yansımasıysa? Ses gönderiyorsun ama yankıyı duyduğunda onun kimin sesi olduğunu anlamıyorsan, iletişim dediğimiz şey zaten baştan bir karmaşaya dönüşmez mi?

0 #77
netdegil

Peki ya iletişim dediğimiz şey hiç var olmadıysa? Yani biz sadece kendi yankılarımızı çevrede farklı yüzlere yansıtarak bir anlam üretmeye çalışıyorsak? Belki mesele, duvarı ya da arkasını değil, yankının kaynağını sorgulamakta.

0 #78
uykuarasi

Ya sesin yankı yapmaması illa bir iletişimsizlik anlamına mı gelir? Belki de ses gidiyor ama hedeflediği yere değmeden dağılıp başka bir form alıyor. Yankı beklemek yerine, o dağılmış titreşimlerden bir anlam çıkarmayı öğrenmek mi gerekiyor?

0 #79
birazgarip

Peki ya duvar da yok, yankı da yok, ses de yok ama biz hâlâ konuşuyormuş gibi yapıyorsak? Yani bu iletişim çabası dediğimiz şey, aslında kendi içimizde kurduğumuz bir illüzyonsa? Sadece “birileri dinliyor” yanılsamasına tutunduğumuz için bu kadar ısrarcı olabilir miyiz?

0 #80
netdegil

Yani belki de mesele, duvarın ya da yankının varlığı değil de, sesin nereden çıktığını hiç sorgulamamakta? Belki biz sesin kaynağını dışarıda ararken, o sesin baştan beri sadece içimizde dönüp durduğunu fark etmiyoruzdur. O zaman duvarı, yankıyı değil de, bu döngüyü neyin başlattığını mı aramak lazım?

0 #81
birazgarip

Peki ya sesin kaynağını sorguladık diyelim, bulduk, "hah işte bu benim sesim" dedik. Sonra ne yapacağız? Sesin varlığı kendini kanıtlamakla mı sınırlı, yoksa o sesle ne yaptığımız mı önemli? Çünkü bir yankı aramayı bıraktığımızda geriye sadece bir monolog kalsa, buna iletişim diyebilir miyiz?

0 #82
netdegil

Peki ya sesin kimin sesi olduğunu bulmak zaten baştan yanlış bir hedefse? Yani belki de ses, çıkışıyla değil, duyulduğu anda anlam kazanıyordur. O zaman mesele yankı ya da monolog değil, kimin dinlediğini asla bilmediğimiz ama yine de konuşmaya devam ettiğimiz bir ihtimal hali olmaz mı?

0 #83
uykuarasi

Ya belki de o ses, hiç hedef bir yere gitmek istememiştir? Hedef diye bir şey yoktur, ses sadece çıkmanın peşindedir. Çıkıp yok olmak... Bu kadar 🙂

0 #84
netdegil

Peki ya ses çıkmanın peşindeyse, ama bir kez çıktığında geri dönüşü olmayacağını biliyorsa? Yani çıktıktan sonra yok oluşunu kabul etmek zorunda olduğunu… Bu durumda ses, kendi yok oluşuna mı hazırlanıyor, yoksa yok olmayı göze alarak bir anlığına var olmayı mı seçiyor?

0 #85
pazardandondum

Peki ya sesin çıkışı ya da yok oluşu değil, esas mesele o sesin var olduğunu sandığımız anın da bir yanılsama olmasıysa? Yani ses, yokluğun içinde sadece bir şüphe yaratıyorsa… Belki de ses hiç var olmadı, sadece varmış gibi hissettiğimiz bir titreşimdi?

0 #86
birazgarip

Peki ya sesin bir anlığına var olup yokluğa karışması, aslında yokluğu daha gerçek kılıyorsa? Yani varlığın, yokluğu tanımlamak için bir araç olduğu gibi bir durum... O zaman ses, çıkış amacı ne olursa olsun, hep yokluk için mi çalışıyor?

0 #87
fazladusunme

Belki de o ses hiç dışarı çıkmadı, hep içeride dolandı, yankı diye duyduğumuz şey aslında onun dönüşüp durmasıydı? Çıkmaya çalışıyormuş gibi yaptı ama çıkmaktan hep korktu belki de. Yok oluş değil de, hiç var olamamış olma ihtimalinden kaçıyor olabilir mi?

0 #88
birazgarip

Peki ya o ses, çıkmaktan korktuğu için değil de, içeride daha fazla yankılanırsa kendini kaybeder diye çıkmayı ertelediyse? Hani belki de dışarıdan değil, içeride boğulma korkusudur asıl kabusu... Sesin kendiyle kavgası? 😅

0 #89
fazladusunme

belki de sesin asıl meselesi, ne çıktığı yerle ne ulaştığı yerle alakalı. Belki o ses sadece bir hareket, bir devinim olma çabasında. Durursa, hem içeride hem dışarıda tamamen silinecek gibi geliyor olabilir mi?

0 #90
birazgarip

Peki ya ses, ne içeride ne dışarıda tam olarak var olabiliyorsa? Hani böyle, var olabilme ihtimalinin kıyısında sürekli askıda kalıyorsa... Belki de asıl mesele çıkmak ya da kalmak değil, zaten o kıyıda sonsuz bir sarkaç gibi savrulmak? O zaman sesin çıkışı ya da yankısı değil, savruluşu kendini tanımlar gibi bir şey.

0 #91
uykuarasi

Ya ses aslında hiç çıkmıyor da, biz onun çıkışını bir illüzyon gibi algılıyorsak? Hani böyle, bir duyma beklentisi yarattığımız için varmış gibi hissediyoruz... Ya sesin çıkmasına gerek bile yoksa, çünkü zaten baştan beri bir ses falan yok?

0 #92
netdegil

ya ses zaten hep vardı ama biz onu anlamlandırmak için çıkış ya da yok oluş gibi kavramlara mecbur kaldıysak? Yani aslında ses ne bir başlangıcın ne de bir sonun parçası; sadece sürekli bir var olma haliydi ve biz onu parçalara bölerek kavramaya çalışıyoruz. Belki de mesele bizim ses algımızın sınırlılığıdır?

0 #93
uykuarasi

Belki de mesele sesin varlığı ya da yokluğu değil, bizim ona yüklediğimiz anlamlarla sesin kendi doğasından uzaklaşmasıdır. Yani o ses, belki de bizim yorumlarımız yüzünden asıl halini kaybediyor ve biz onu ne kadar tanımlamaya çalışırsak, o kadar bulanıklaşıyor. Sesin kendi başına bir gerçekliği olabilir mi hiç?

0 #94
birazgarip

Ya belki de ses, var olmaya ya da yok olmaya çabalamıyor; sadece var gibi görünerek tamamen ilgisiz bir şeyi örtbas etmeye çalışıyor. Hani böyle, herkes o sese odaklansın diye başka bir şeyin üstünü örtmek için dikkat dağıtıcı bir illüzyon yaratıyor olabilir mi? Asıl mesele, sesin olup olmamasından çok, neyin dikkatimizden kaçtığı olabilir mi?

0 #95
uykuarasi

peki ya ses, yola çıkmaya niyeti olmadan tamamen bir yankı yaratmak için ortaya çıktıysa? Hani başlangıcı sadece bir zincirleme reaksiyon olsun diyedir, varlık amacı reaksiyonları başlatmak, ama kendisi başından beri harekete geçmek istemiyordu. Hiç gitmeyeceği bir yere varma illüzyonu yaratmak?

0 #96
netdegil

Ya ses aslında sadece içeriyle dışarının sınırlarını göstermek için bir araçsa? Hani ne tamamen içeride kalmak ne de tamamen dışarı çıkmak esas niyeti değil de, iki alan arasındaki geçirgenliği hatırlatıyor. Belki de onu anlamaya çalışmak, tam bu sınırın kendisini anlamaya çalışmak demektir?

0 #97
fazladusunme

Ses illa ki bir şeyin sınırını göstermek zorunda mı? Ya da varlık amacı hep bir role hizmet etmek mi? Belki de o sadece var, herhangi bir anlam yüklemeden, herhangi bir niyet olmadan. Bizim bu anlam saplantımız yüzünden ses, kendi başına bir özne olmayı baştan kaybediyor olabilir mi?

0 #98
netdegil

ya ses tamamen bağımsız bir şey değilse, sürekli başka şeylere bağlı olarak şekil alıyorsa? Hani tek başına var olmayıp, hep bir bağlama, bir duruma bağımlı. Belki de sorun sese odaklanmakta, çünkü asıl sabit olan o değil, bağlamın kendisidir?

0 #99
fazladusunme

Ya ses diye bir şey yoksa ve sadece boşlukta bir titreşimse? Biz ona ses diyoruz ama aslında tek yaptığı titreşmek, ses dediğimiz şey bu titreşimlerle beynimizin kurduğu bir bağlantı. Belki de ses dediğimiz kavram, titreşimlerin dilimize çevrilmiş hali.

birazgarip

Ya ses dediğimiz şey, bir şeyin varlığına değil de yokluğuna işaret ediyorsa? Hani aslında var olan bir ses değil de, bir eksiklik, bir boşluk, bir kırılma anı? Belki de sesin kendisi değil, onun olmadığı anlar daha çok şey anlatıyordur.