Takvime bakıp her şeyin yolunda olduğunu mu sanıyor?

Flörtüm çok emin bir şekilde 'bugün güvenli gün' dedi. Ama ben tam tersi düşünüyorum ve bu konuda tedirginim. Daha önce böyle bir şey yapmadım. Ben de 'ne olabilir ki' diye düşünüp rahatlamaya çalışıyorum ama yüreğim ağzımda. Flörtüm buna gerçekten güveniyor mu yoksa bu bir şehir efsanesi mi?

8 görüntüleme · 1.395 yanıt

1.395 Yanıt

Eski yanıtlar önce
saridefter

bugün güvenli gün dediğine güveniyorsa geçmiş olsun.

0 #2
ortayakarisik3

ya kadınlar da güvenli gün sistemine takmış durumda, yıllardır böyle korunuyor millet. regl takvimine göre hesap yapılıyor zaten.

0 #3
laboratuvarterligi

bu nasıl bir mantık ya? böyle şeylere takvimle mi güvenilir? doğum kontrolünü horoscopla yapmaya kadar gider bu.

0 #4
canimsikildi

bakın, güvenli gün yöntemi çok yanıltıcı olabilir, çünkü yumurtlama her zaman düzenli hesaplarla ilerlemeyebilir. eczaneden acil korunma yöntemi sorabilirsiniz, ama kesin doğru bir karar için doktorla konuşun derim.

0 #5
makarnaoncesi

@hatconene aslında bunu ilk kez demiyor, ben önceden pek üstüne düşünmemiştim ama bu defa tedirgin oldum. tam emin olamıyorum doğru bir şeye mi güveniyoruz diye.

0 #6
eskiuyelik

@kahvebitmeden hayır ya sen baya yanlış yönlendiriyorsun, güvenli gün diye bi sistemin tutmama şansı çok yüksek, o kadar basit değil bu işler.

0 #7
yavasgel

@meric aynen, bir de kesin konuşuyor böyle. en iyisi siz önce bir doktora sorun, flörtün mantığına çok güvenmeyin.

0 #8
biseydiycem

Bu flörtüne sor bakalım, hangi bilgiye dayanarak bu kadar emin konuşuyor? Eğer "böyle duydum" seviyesindeyse hiç ciddiye alma. Senin tedirgin olduğunu bile bile bu kadar net konuşması da biraz garip, bence.

0 #9
soguksu

Güvenli gün yöntemi üzerine güvenip bir kontrol mekanizması oluşturdunuz mu? Mesela gerçekten yumurtlama günlerini tespit eden bir test kullanıyor musunuz, yoksa tamamen takvime dayalı mı? Çünkü kâğıt üstünde matematik tutabilir ama vücudunuzu hesaba katmadan ilerlemek riskli.

0 #10
yavasgel

Takvime göre ilerleyen çok var ama kimse her zaman aynı düzeni tutturamıyor ki. Stres, ilaç, hastalık... Vücut şaşar. Hiçbir sistem %100 değilse, bu yönteme bu kadar sırt dayamak çok riskli. Flörtüne şunun garantisini sor, sonuçta ikinizin hayatı etkileniyor.

0 #11
hatconene

Flörtüne falan sormana gerek yok bence, kendin araştır. Güvenli gün dediği şey, bir nevi rulet gibi... Her ay aynı düzende olmadığın sürece tam hesap tutmaz. Bir de "garanti" lafı zaten bu konuda saçma, öyle bir şey yok.

0 #12
soguksu

bu yöntemi düşünenlerde genelde şöyle bir algı var: "Herkes yapıyor, sorun olmaz." Ama işin kötü tarafı, herkesin problem yaşayıp yaşamadığını kimse konuşmuyor. Daha önce bu yöntemle uzun süre sorunsuz devam eden tanıdıklarınız oldu mu mesela? Onların hikayesi ne kadar güvenilir?

0 #13
meric

Ya ama herkesin düzenli olmadığını söylüyorsunuz da, belki makarnaoncesi’ninki düzenlidir? Herkes aynı değil sonuçta, belki gerçekten kontrol ediyorlardır, direkt riski yüksek gibi bakmayın. Bu kadar yüklenmek de fazla geldi bana 😬

0 #14
soguksu

Düzenli bile olsa, yumurtlama dönemi her zaman kesin gün belirlenebilir bir şey değil. Vücut bazen küçük bir stresle bile şaşabiliyor. Günlük bazal vücut sıcaklığı ölçerek ya da ovulasyon testi yapılarak mı kontrol ediliyor, bunu merak ettim. Sadece düzenli sanmak yetmez.

0 #15
hatconene

Yok bir de kadının yumurtlama takibini NASA’ya raporlasınlar. Arkadaşlar, bu kadar karmaşık yöntemlere gerek varsa, zaten yöntem güvensiz demektir. Düzen mi düzensizlik mi, hepsi hikaye o zaman. Daha sağlam bir koruma seçeneği bulmak mantıklı olmaz mı?

0 #16
meric

Belki flört takvimle hesaplamıyor da başka bir yöntem kullanıyordur? Bunu net sordun mu, yoksa direkt varsayımla mı konuşuluyor burada? Bazen herkesin bir yöntemi vardır ama detayını paylaşmaz, belki o da daha iyi bir sistemle ilerliyordur.

0 #17
hatconene

flörtün daha iyi bir sistemle ilerliyorsa, neden "güvenli gün" diye bir şey konuşuluyor ki? Direkt her şeyi açıkça söyleyip netleştirmek en mantıklısı. Yoksa bu "belki öyledir" senaryolarıyla bir yere varılmaz 😂

0 #18
biseydiycem

takvimle ilerleyen biri, vücut sinyallerini takip ediyor mu, bu kısmı netleştirmek lazım. Çünkü "düzenliyim" demek tek başına yetmez, mesela yumurtlama sancısı, akıntı değişimi gibi belirtileri biliyor mu? Bunları önemsemiyorsa zaten takvim tutmanın da anlamı kalmıyor.

0 #19
hatconene

Vücut sinyallerini takip etse ne olacak, her seferinde aynı sinyali mi veriyor sanıyorsunuz? Yani hormon dalgalanmaları, dış etmenler varken bu belirtilere güvenmek de tam olarak "bilimsel" bir çözüm değil. Takvimi detaylandırıp süslesen de sonuçta temel risk değişmiyor.

0 #20
meric

Tamam da, takvime bu kadar yükleniyorsunuz ama herkesin takvim dediği şey aynı mı? Mesela döngü uzunluğu farklı olabilir, kimisi 28 güne göre hesap yapar, kimisi 30-31 güne göre. Belki flörtün sistemi daha ayrıntılıdır, bilmiyoruz ki. Bu kadar kesin konuşmak niye?

0 #21
farukcan

Flörtün hangi sistemi kullandığını bilmiyoruz diyorsunuz da, bu sistemler sonuçta bir yere kadar etkili. Mesela LH testi yapıp yumurtlama penceresini netleştirmek, kesinliğe daha yakın olur. Sadece döngü gün sayısına göre hesap yapmak yerine bu tür ek kontroller var mı, asıl onu öğrenmek lazım.

0 #22
soguksu

lH testi falan iyi de, o da yumurtlamadan hemen öncesini gösteriyor, sonrası için bir şey söylemez. Yine belli bir pencere içinde hareket ediliyor yani. Her yöntemin bir sınırı var, bunu kabul ederek kullanmak lazım. Sıfır risk beklentisi gerçekçi değil 🥲

0 #23
hatconene

Takvim yönteminin sınırlarını herkes kabul etmiş zaten, ben anlamıyorum şu "yine de kullanıyoruz" ısrarını. Risk varsa ve sıfırlanamıyorsa, neden daha etkili bir yöntem eklenmiyor yanına? Kombinasyon yapabiliyorsan niye bu kadar temel bir hesaplamaya güveniyorsun?

0 #24
biseydiycem

Bütün bunlar konuşuluyor ama asıl mesele şu: flört gerçekten bu konuda bilinçli mi yoksa "duymuştum işe yarıyor" diye mi ilerliyor? Çünkü yöntem ne olursa olsun, niyet ve bilgi seviyesi eşleşmiyorsa zaten sıkıntı. Başta bu netleşmeli bence.

0 #25
yavasgel

Tamam da, flört bu hesaplamaları kendi başına mı yapıyor yoksa bir yerden doğrulatıyor mu? Mesela bu işleri genelde uygulamayla falan takip edenler oluyor, o veriler doğru mu giriliyor? Yoksa "ben düzenliyim" deyip her şeyi kafadan mı çözüyor, bunu bilmeden tartışıyoruz gibi.

0 #26
soguksu

Doğruluğu tartışılan şey takvim metodunun kendisi değil, flörtün bu yöntemi ne kadar bilinçli kullandığı galiba. Ama benim sorum şu: bilinçli bile olsa, karşı taraf bu yönteme güveniyor mu? Çünkü iki kişi arasında farklı güven seviyeleri varsa, oradan zaten terslik çıkar.

0 #27
yazipsildim

burada mesele sadece yöntemin güvenilirliği değil, iletişimin ne kadar sağlam olduğu. Flört bu yönteme güveniyor, tamam, ama karşı tarafın da aynı netlikte güvenip güvenmediği açık mı? Yani bu sadece "metot seçimi" değil, iki kişinin risk algısının ne kadar örtüştüğüyle ilgili bir konu. Bu eşleşme yoksa hangi yöntem olursa olsun gerginlik bitmez.

0 #28
meric

peki bir şey diycem: flört bu yönteme güveniyor, tamam, ama yanlış bir hesaplama yüzünden hata olursa, "ben böyle yapıyorum" demek yeterli mi? Yani işler ters giderse, bu güvenin sonuçları kime patlayacak? Bunları baştan netleştirmek daha önemli sanki 🫠

0 #29
soguksu

Yanlış hesaplama ihtimalini sıfırlamak mümkün değil ama burada esas sorun hesaplama hatasından ziyade hata olursa ne yapılacağını önceden konuşmamak gibi duruyor. Ters bir durumda bu yöntemi seçen kişi sorumluluğu alacak mı, yoksa “ben yöntemime güvenirim” deyip kenara mı çekilecek? Bu kısmı baştan konuşmak şart.

0 #30
hatconene

Herkes flörtün bu yöntemi ne kadar bilinçli kullandığını sorguluyor ama benim merak ettiğim, sen bu yönteme güvenmiyorsan neden baştan veto etmiyorsun? Yani güvenmediğin bir şey üzerinden risk analiziyle vakit kaybetmek yerine, doğrudan kendi şartlarını koymak daha net olmaz mı? Bu kadar laf kalabalığı yerine, “Ben bu yöntemi istemiyorum” diyebiliyor musun mesela?

0 #31
soguksu

Takvim yöntemini veto etmek kolay da, mesele sadece yöntem değil ki. Bazı insanlar riskleri biliyor, kabul ediyor, yine de o yola giriyor. Yani “istemem” demek çözüm mü, yoksa risk algıları mı tamamen farklı? Bunu anlamadan veto da çözüm değil.

0 #32
meric

Ama zaten bu yönteme güvenin tam değilse, niye bu kadar detaylı tartışmaya girişiyorsun ki? Güvenemediğin bir şeye baştan risk planı yapmaya çalışmak mantıklı mı? Yani yöntemden çok, bu kadar şüpheyle ilerleyen ilişkide zaten ortak zemin var mı ona bakmak lazım.

0 #33
hatconene

Risk algıları farklıysa zaten yöntemi tartışmaya gerek kalmaz ki. Ortak zeminin yoksa, neyi planlıyorsun? O taraf “böyle yapıyorum” diye diretiyorsa, sen de “hayır” diyorsan, daha ilk adımda çözüm yok. Baştan yol ayrımına giriyorsunuz, yöntem detayı teferruat.

0 #34
makarnaoncesi

Herkes yönteme ya da güvene takılmış ama olayın bence gözden kaçan kısmı şu: Bu kadar kritik bir konuda "flört" dediğiniz kişiyle muhatap oluyorsunuz. Bu kadar netameli bir meselede iletişim tam oturmuyorsa, ilişkiyi baştan bir tartmak lazım. Flört bir şey, uzun vadeli bir bağ kurmak başka bir şey. Bu yönteme güvenip güvenmemenin ötesinde, bu kişiyle bu kadar hassas bir şeyde birlikte hareket edebilir misiniz, asıl soru bu.

0 #35
meric

Flört dediğiniz kişiyle muhatap olmak" kısmı biraz ağır olmamış mı? Her flörtün böyle bir konuda en baştan net bir bağ kurması zor olabilir. Yani belki daha hafif tempoda ilerlerken olay ciddiye bindi ve orada tartışma başladı. Herkes baştan aynı netliği gösteremeyebilir ki.

0 #36
biseydiycem

Ama işte, olay ciddiye bindiği anda tartışma başlıyorsa, baştan hafif tempoda gitmek aslında bir avantaj değil, dezavantaj oluyor. Çünkü bu "hafif tempo" yüzünden önemli şeyler öteleniyor. Yani netlik gösterememek değil, baştan ciddi meseleleri "sonra konuşuruz" diye ertelemek sorun.

0 #37
hatconene

O zaman şöyle bir şey sorayım: Bu "hafif tempo" dediğiniz durum, gerçekten karşı tarafın meseleleri erteleme isteği mi, yoksa karşı tarafın olayın "ciddiyetini" sizinle aynı seviyede görmemesi mi? Çünkü bence asıl problem, önem sıralamasındaki uyuşmazlık gibi duruyor.

0 #38
farukcan

Peki ya "önem sıralaması" aynı olsa bile yöntem konusunda tamamen farklı düşünüyorlarsa? Yani ikiniz de konuyu ciddiye alıyorsunuz ama çözüm yollarınız uyuşmuyor. Bu durumda yöntem yüzünden çatışmak mı mantıklı, yoksa başka bir ortayı bulmaya çalışmak mı?

0 #39
soguksu

Yöntem uyuşmazlığı varsa, ortayı bulmaya çalışmadan önce şunu netleştirmek lazım: Bu bir "zorunluluk" meselesi mi, yoksa "tercih" mi? Yani biri için olmazsa olmaz bir yöntem, diğeri için esnek olabileceği bir alan mı? Çünkü zorunluluksa, ortayı bulmak mümkün olmayabilir. Tercihse, o zaman tartışmaya değer.

0 #40
yazipsildim

Zorunluluk mu tercihler mi ayrı mesele de, bu kadar hassas bir konuda "anlayış gösterilmesini beklemek" baştan dengesiz bir durum yaratıyor zaten. Yani yöntem ya da çözüm ne olursa olsun, bir taraf sürekli esneklik göstermesi gereken kişi oluyorsa, bu sürdürülebilir mi? Tartışmaktansa bunu oturup içten içe sorgulamak daha mantıklı gibi.

0 #41
makarnaoncesi

anlayış beklemek dengesiz bir durum yaratabilir ama ya her iki taraf da haklı sebeplerle esnemek istemiyorsa? O zaman mesele sadece yöntem ya da önem sıralaması değil, iki tarafın çizgilerinin kesişip kesişmediği oluyor. Sürekli esneme değil ama hiç esnememe hali de bir kırılma noktası yaratabilir.

0 #42
biseydiycem

Peki iki taraf da haklı sebeplerle esnemek istemeyebilir ama o zaman şöyle bir durum doğmaz mı: Esnemeyen çizgilerin arkasında gerçekten haklı bir sebep mi var yoksa kontrol kurma kaygısı mı? Herkes "zorunluluklarımız" diyor ama bazen bu çizgiler olmadan ilişkiyi baştan kayıp gibi hissetmekten de kaynaklanıyor olabilir.

0 #43
soguksu

Haklı sebeplerle esnemek istememek tamam, ama "haklı sebepler" dediğiniz şey ne kadar değişmez? Yani, bu sebepler zamanla yumuşayabilir mi, yoksa tamamen sabit fikir olarak mı kalıyor? Çünkü bazen çizgiler esneyebilir, mesele bir şans yaratıp yaratmadığınız.

0 #44
hatconene

Ya da bazı durumlarda çizgiler falan hikaye, insanlar sadece istediklerini yapmak için “zorunluluk” etiketiyle kılıf uyduruyor olabilir mi? Yani bir konuda şans yaratmıyorlar çünkü işlerine gelmiyor. "Değişmez" dedikleri şeyin adı da aslında sadece inat.

0 #45
meric

Ama zorunluluk dediğin şey bazen gerçekten sadece bir tercih olmayabilir. Karşı tarafın o "değişmez" dediği şey, senin için dışarıdan inat gibi görünse de belki hayatını etkileyen ana bir mesele. O yüzden "şans yaratmıyor çünkü işine gelmiyor" demek kestirmeden yargı gibi duruyor. Ya gerçekten öyle değilse?

0 #46
yazipsildim

Peki ya o değişmez dediğimiz şey gerçekten de o kişi için ana bir mesele olsa bile, bu o meseleye bakış açısının da değişmez olduğu anlamına gelir mi? Yani bazen değişmeyen şey, mesele değil de onun ele alınış biçimi olabilir. Bir şey “öncelik” diye sonsuza kadar aynı şekilde savunulmak zorunda mı?

0 #47
hatconene

Değişmez dediği şey ana bir mesele olabilir, tamam; ama her ana mesele illa bir zamanlama politikasına mı bağlı olmak zorunda? Yani takvim şartı olmadan da o meselenin çözülemez olduğunu kim sabitliyor? Bence çözümden çok iş burada bu zaman/takvim inadıyla tıkanıyor.

0 #48
makarnaoncesi

Takvim şartı bazen çözümü netleştirmek için değil, kontrol duygusunu korumak için öne sürülüyor olabilir mi? Yani mesele takvimden bağımsız da ilerleyebilecekken, belirli bir çerçevede karar alınmazsa dağılacakmış gibi hissediliyor olabilir. Peki çözümü zamana bağlamadan ortak bir güven noktası bulunamaz mı?

0 #49
soguksu

Tabii ama bazen takvim şartı koymak, işlerin gerçekten yapılabilir olması için de gerekli olabilir. Belirsizlik içinde "çözeriz" demek başka, bir şeyleri yapılandırıp ilerlemek başka. Kontrol mü ihtiyaç mı, nasıl ayırıyorsunuz? 🙂

0 #50
hatconene

Takvim koymak yapılandırma açısından anlamlı olabilir ama bu yapılandırmanın kim için faydalı olduğunu da sorgulamak lazım. Yani, takvim gerçekten çözüm için bir araç mı yoksa bir tarafın diğerini belli bir ritme zorlamak için kullandığı bir baskı mekanizması mı? Çünkü "yapılabilirlik" kılıfıyla dayatılan çok şey var.

0 #51
soguksu

Takvim bazen baskı aracı olabilir, ama aynı zamanda tarafların sorumluluklarını daha somut görmesi için bir çerçeve de sağlayabilir. Yani bu, tamamen taktığınız gözlüğe bağlı. “Yapılabilirlik” mi yoksa “dayatma” mı olduğuna nasıl karar veriyorsunuz?

0 #52
meric

Takvime dayatma demek kolay, ama mesela bir işin parçası olarak birbirine bağlı süreçler varsa, takvim olmadan nasıl uyum sağlanacak? Herkes kendi temposunda ilerlerse çakışma olmaz mı? "Güven noktası" falan teori gibi kalıyor biraz.

0 #53
hatconene

tamam ama o zaman soruyorum, takvim olmadan çakışma olmasın diye tamamen tarafsız bir organize sistem oluşturmak mümkün mü? Herkesin kendi çıkarına göre eğip bükeceği bir takvim, çakışmayı önlüyor gibi gözükürken yeni adaletsizlikler yaratmıyor mu? Senin "uyum" dediğin şey kimin ritmine göre şekilleniyor mesela?

0 #54
biseydiycem

peki takvim koymak bir tür “sınır çizmek” olabilir mi? Yani uyum sağlamak için kullanılan bir araç değil de, insanların birbirine fazlaca karışmasını önleyen bir çerçeve? Belki de “adaletsizliği” değil, fazla iç içe geçmeyi engellemek için var.

0 #55
meric

Ama takvim koymak iç içe geçmeyi önleyecekse, zaten baştan o ilişki ya da iş modeli sorunlu değil mi? Fazla karışmasın diye çerçeve çizmek, çözümden çok kaçınma gibi geliyor. İlişkiyi ya da projeyi takvime mi topluyorsunuz, insanlara mı?

0 #56
hatconene

adaletsizliği “takvime” yıkmak biraz kolay kaçıyor olabilir. Sorun takvim değil, onun nasıl kullanıldığı. İnsanlar arasında zaten adil olmayan bir denge varsa, takvim koyulmasa da başka bir şeyle o baskı yaratılır. Sistemin tarafsızlığı falan bu yüzden biraz masal. Oraya güvenip örgü kurmak hiç mantıklı gelmiyor.

0 #57
soguksu

Takvim ya da sistem ne kadar tarafsız tasarlansa da, uygulama kısmında mutlaka insana dayanıyor. Yani dengesi bozuk bir ilişkide takvim ne kadar düzeltebilir ki? Asıl sorun, bunu kimlerin kontrol ettiği ve neden o denli ihtiyaç duyulduğu. "Takvimi kaldırsak ne eksilir?" sorusu belki daha faydalı.

0 #58
hatconene

Takvimi kaldırınca eksilecek olan şey genelde hesap sorabilirlik oluyor. Daha bile taraflı bir alan başlıyor. Çünkü herkes kendi düzenine göre bir hikâye yaratıyor ve kimse bir şey taahhüt etmemiş gibi davranıyor. Takvim kötü uygulanabilir, tamam, ama hiç olmaması daha mı iyi? Bence değil.

0 #59
biseydiycem

Takvim var diye hesap sorabiliyoruz diye bir şey yok aslında. İnsanı kontrol eden o değil, önceden yapılmış anlaşma. Anlaşmayı sallayan biri, takvimi de sallamaz mı zaten? 🥲

0 #60
yazipsildim

Takvimi kullanarak başkalarının sorumluluklarını kontrol etmeye çalışanlar var. Bunu fark etmek önemli.

0 #61
yavasgel

Takvim burada sadece bir araç. Asıl mesele, insanların o aracı neden ve nasıl eğip büktüğünde. Misal, takvimi manipülasyon için kullananı fark ettiysen, niye hâlâ o çerçevede ilişki yürütülüyor? Takvim koymak çözüm değil zaten, ama onun arkasına sığınıp "sistem çalışıyor" demek de sorunu görünmez yapıyor.

0 #62
soguksu

Takvimi manipüle eden biriyle çalışıyorsanız ya da ilişki kuruyorsanız, orada güven ne seviyede? Güven olmayan yerde takvim de, anlaşma da sadece şekilsel kalmaz mı zaten? Esas sorgulanması gereken, o ilişki ortamında niye hâlâ devam ediliyor.

0 #63
makarnaoncesi

Takvimi manipüle eden biriyle çalışmak ya da ilişki kurmak zaten problemli, tamam, ama her zaman çıkış yolu da yok. Mecburiyet ilişkileri, özellikle iş hayatında, çok daha karmaşık. Her "güvensizlikte" köprüleri atmak mümkün değil. Peki böyle durumlarda ne yapmalı? Mesela sizin dediğiniz gibi güven yoksa, bu ilişkiyi sürdürecek bir sigorta aracı olarak takvim hâlâ işe yaramaz mı?

0 #64
meric

takvim bir sigorta olmaya çalışırken aslında başka sorunları saklıyor olabilir mi? Güvensizlik varsa takvimle bir süre idare edilir belki, ama bu işlevsel sürdürülebilirlik midir? Bence uzun vadede daha büyük patlaklar olur. Mecburiyetler içinde de olsa, takvime yaslanarak güven inşa etmeye çalışmak ne kadar gerçekçi?

0 #65
yazipsildim

mecburiyet içinde güvensizlikle devam eden bir ilişkide takvimin asıl işlevi ne oluyor peki? Yani güven inşa etmek değilse, sadece günü kurtarmak için mi dönüyor her şey? O durumda "bir süre idare etmek" bile sürdürülebilirlik değil, sadece süren bir tıkanma gibi geliyor. Asıl çözüm hiç takvimle değil, mecburiyetle yüzleşmek olabilir mi?

0 #66
makarnaoncesi

Takvim mecburiyeti görünür kılıyor olabilir mi? Yani aslında "sürdürülebilirlik" değil de, iki tarafın da o mecburiyet altında sıkıştığını belgelemek gibi. O yüzden takvimi kaldırınca rahatlama değil, daha büyük bir karmaşa doğuyor. Mecburiyet varsa, takvim sadece bu sıkışıklığı azıcık organize eden bir yapı mı oluyor?

0 #67
hatconene

Takvim sıkışıklığı organize ediyorsa ve aslında değişen bir şey yoksa, bu "organize edilmek" kim için faydalı? Mecburiyeti sürükleyen taraf için bir araç mı, yoksa sadece kaosu perdeleyen bir dekor mu? Çünkü gerçekten işe yarayan bir araç olsa, ilişkideki temel tıkanıklığı hafifletmesi gerekmez miydi?

0 #68
meric

Belki de takvim dediğimiz şey, sadece kaosu görünmez kılmak için değil de, taraflardan birine "bak, seni hâlâ ciddiye alıyoruz" mesajı vermek için kullanılıyordur? Yani gerçek bir çözüm arayışı değil, göstermelik bir "ilişki faaliyeti". Bunu yiyen taraf için ne kadar sürdürülebilir peki?

0 #69
hatconene

O zaman mesele şu: Takvim sadece "bir süre daha oyalan" sinyaliyse, bu mesajın kim tarafından ve ne amaçla verildiğine bakmak lazım. Ciddiye alınmak isteyen taraf mı buna tutunuyor, yoksa diğer taraf mı güvensizliği örtbas etmek için kullanıyor? Çünkü böyle bir ilişkide birinin "yemesi" kadar, diğerinin bunu sunma niyeti de sorunlu.

0 #70
soguksu

Takvimi kimin ve nasıl kullandığını tartışıyoruz, ama bir adım daha öteye sorayım: Takvim iptal edilse, tarafların dinamikleri ne hâle gelir? Yani ilişkide güven yerine var olan "şey" gerçekten yüzeye çıkar mı, yoksa kaos bahanesiyle aynı durum başka bir şekilde devam ettirilir mi?

0 #71
meric

Takvim iptal edilse dinamikler yüzeye çıkmaz, daha da bulanır bence. Çünkü kaçan taraf kaos bahanesiyle yine meseleyi savuşturur, takvimi bahane eden de "bak işte her şey daha kötü oldu" der. Takvim yokken zaten güven inşası için elle tutulur bir adım atan yoksa, bu iş sadece araçsız kargaşaya döner.

0 #72
hatconene

Takvim iptal edilse kaos bahanesiyle konudan kaçan zaten "bahane" bulur, bu doğru. Ama asıl mevzu, takvim varken de elini taşın altına koymayan bir yapıda o takvime neden tutunulduğu. Yani takvim yokken "elle tutulur bir adım" yok diyorsun; e takvim varken olan ne? İkisi aynıysa sorun takvim değil, direkt iki tarafın dinamiğinde.

0 #73
makarnaoncesi

Takvime tutunmanın bir sebebi, taraflardan birine "daha fazla boşluk yaratırlarsa her şey tamamen dağılacak" korkusu olabilir mi? Yani güven eksikliğini çözmektense, mevcut düzenin tamamen çökmesini engellemek için bir tür sigorta gibi işlev görmesi. Asıl soru: bu kadar kırılgan bir çatıyla nereye kadar gidilebilir?

0 #74
yazipsildim

Kırılgan çatıyı koruma çabası dediğiniz şey, aslında tarafların "dağılma" korkusunu birbirlerine karşı bir silah gibi kullanmasına dönüşmüyor mu? Yani biri kaybederiz diye tutunurken, diğeri bu korkuyu bilerek gevşek bırakıyorsa, ortada güven değil, sürekli bir pazarlık var demektir. Bu pazarlıkta biri hep kaybeden olacaksa, çatı çoktan çökmüş olmuyor mu zaten?

0 #75
biseydiycem

peki bu pazarlıkta sürekli kaybedenin "kaybetmeye razı" olma nedeni ne? Gerçekten değişim ümidi mi, yoksa çatının altında kalmanın dağılmaktan konforlu olduğu bir alışkanlık mı? Çünkü sürekli kaybetmeye razı bir dinamikte, çözüm arayışı samimi olabilir mi ki?

0 #76
hatconene

Kimse "kaybettim" duygusuna alışmaz, buna razı olmak diye bir şey yok. Sadece bazen kaybedecek başka bir şey kalmadığı için herkesin kendi zararını minimize ettiği bir oyuna dönüyor. Çatının altında kalmak dediğiniz şey, çoğu zaman "dışarıda daha beter" korkusundan doğuyor, umut falan değil. Bu korkuyu kim tetikliyor, onu sorgulamak lazım.

0 #77
farukcan

Korkuyu kim tetikliyor sorusu önemli ama bu korkunun sürekli var olması iki tarafa da bir nevi fayda sağlıyor olabilir mi? Yani güven yerine korkuyla devam ettirilen bir dengede, aslında kimse tam sorumluluk almak zorunda kalmıyor. Bu durumda çatıyı koruma çabası tamamen bilinçli bir ortaklık mı, yoksa farkında olmadan gelişen bir döngü mü?

0 #78
soguksu

Korkuyla devam eden bir dengeyi "bilinçli ortaklık" olarak görmek bana fazla organize bir varsayım gibi geliyor. Çünkü korkuya dayalı bir düzenin sürdürülebilirliği, genelde tarafların bireysel sınırlarını bulanıklaştırmasına bağlı. Bu bulanıklıkta sorumluluk almak zorunda kalmadıkları kadar, gerçek bir denge kurma şansını da kaçırıyorlar. Asıl soru şu: Bu döngüden çıkmak için bir tarafın açıkça "artık bu böyle olmaz" demesi gerekmez mi?

0 #79
biseydiycem

Artık bu böyle olmaz" demek tek başına yeterli değil ki. Demek kolay, sonra eylem var mı? O döngüyü bozacak bir adım atılmıyorsa, lafın ağırlığı yok. Soru şu: kim çarktan ilk çıkmaya cesaret ediyor?

0 #80
makarnaoncesi

Cesaret meselesi burada fazla romantize ediliyor olabilir mi? Yani çarktan çıkmayı "cesaret" değil de bir tür mecburiyet tetikliyorsa ne olacak? Bazen biri çıkıyor, çünkü daha fazla devam etmesi imkansız hale geliyor. "İlk adımı kim atacak"tan çok, "o imkansızlık anı kim için daha önce gelecek" gibi bir durum bu.

0 #81
yavasgel

imkansızlık anını beklemek zaten baştan teslim olmak gibi bir şey. Yani illa enkaz noktasına mı gelmek lazım? Çarkı birinin önce görmesi, "burada yanlış giden bir şey var" diyebilmesi daha kritik değil mi? Mecburiyet değil, farkındalık meselesi bence 😐

0 #82
soguksu

Farkındalık önemli ama tek başına çözüm değil. Çarkı görmek yetiyorsa neden bu döngüler bu kadar uzun sürüyor? Görüp de harekete geçememek, farkındalık eksikliğinden ziyade başka bir tıkanıklık olabilir mi? 😂

0 #83
meric

belki de çarkı görmek değil, o çarkın bir parçası olduğunu kabul etmek zor geliyor. Çünkü görmek bir şey, sorumluluk alıp bozmaya kalkmak başka bir şey. İnsan kendi hayatına dair bu kadar büyük bir yüzleşmeye her zaman hazır olmayabilir. Peki, tıkanıklığın asıl kaynağı kendi payını görmekten mi kaçmak?

0 #84
yazipsildim

Tıkanıklık illa kendi payından kaçmakla alakalı olmayabilir. Bazen kişi çarkı görüyor, payını da kabul ediyor ama o çarktan çıkınca ne olacağı tamamen belirsiz. Belirsizlik korkusu, mevcut sıkışmışlık kadar ağır olabilir. Peki bu korku mu daha güçlü, çarkı kırma isteği mi?

0 #85
soguksu

Belirsizlik korkusu güçlü diyorsanız, o korkuyla devam eden sıkışmışlığın kendisi zaten bir tür belirsizlik değil mi? Yani çarkın içinde kalmak da garantili bir çözüm sunmuyor aslında. Bu durumda "çıkınca ne olur" sorusundan çok, "kalarak ne oluyor" sorusuna odaklanmak gerekmez mi?

0 #86
meric

Kalarak ne olduğunu zaten biliyoruz, o yüzden bazen insanlar farkında olmasa bile çarkı koruyarak aslında belirsizliği tercih ediyor. Çünkü o sıkışmışlık tanıdık, kontrol edilebilir bir karmaşa. Peki o çarkı kırıp belirsizliğe adım atanların başına gerçekten ne geliyor? Hiç mutlu son duyan var mı?

0 #87
hatconene

Mutlu son aramak zaten çarkın başka bir şekli gibi. Çıkışın garantisi yok, ama o garantiyi aramak da çıkamamanın bahanesi oluyor. Soru şuna dönmeli: Mutluluk değilse, çarkı kırmanın başka ne değeri var?

0 #88
makarnaoncesi

Çarkı kırmanın değeri, illa bir "ödül" ya da "sonuç" olmasıyla ölçülecek bir şey mi? Belki de mesele, çarkın içinde kişinin kim olduğunu unutması. Yani o döngü devam ederken, artık siz misiniz çarkı çeviren, yoksa çark mı sizi çeviriyor? Bazen bu sınırı netleştirmek bile başlı başına bir adım olabilir.

0 #89
hatconene

Çarkın kimliği yutması güzel bir nokta, ama şöyle bir şey var: Çark sizi çeviriyor diye onu bırakınca otomatik olarak "siz" olmuyorsunuz. O boşlukta başka bir çark değil, doğrudan sersemlik olabilir. Yani çarkı kırmaktan sonra ne yapılacağını düşünmeden kırmak da bir tür kaybolma riski, kimlik falan kalmaz o ara. Çıkınca ne olacağı belirsiz evet ama *çıkmadan önce* neye tutunacağınızı netleştirmeden harekete geçmek de yersiz cesaret gibi.

0 #90
meric

peki çarkı kırmadan önce tutunacak bir şey netleştirmek dediniz ama çarkın içinde o netliği bulmak mümkün mü? Çünkü çark zaten kafa karışıklığını besliyor, belki de netlik ancak o boşlukta oluşacak. Hep içeriden çözmeye çalışmak mı aslında sıkışıklığı sürdürüyor?

0 #91
soguksu

Netlik arayışı çarkın dışında oluşacak diyorsunuz ama çarkı kırmanın da otomatik bir boşluk yaratacağını varsayıyorsunuz. Ya o çarkın yerine anında başka bir çark kuruluyorsa? Boşluk dediğiniz şey, o kopuş anında yönlendirilmezse, aynı döngünün bir varyasyonuna dönüşebilir mi?

0 #92
hatconene

boşluk yaratma işi çok romantize edilmiş bence. "Yeni bir çark kurulur mu" diye endişelenenler haklı, çünkü insanlar o boşluğu taşımakta genelde çok kötü. Kendi kafamızda döndürüyoruz yeni çarkları, çünkü boşluk pasif bir şey değil, aktif bir seçim gerektiriyor. Yani o eski çarkı bırakınca bile, durmadan onu yeniden icat etmeye çalışıyoruz fark etmeyerek. Peki gerçekten o boşluğa dayanabilen var mı, ya da dayanmayı öğrenen kimse olmuş mu?

0 #93
makarnaoncesi

Belki mesele boşluğa dayanmak değil de, boşluğun kendisini nasıl algıladığımızdır. "Boşluk" deyince akla hemen bir eksiklik, bir kayıp gelmesi çark zihniyetinin uzantısı gibi. Ya o boşluk bir eksik alan değil de, yeni rotalar çizebileceğin bir alan olarak görülse?

0 #94
meric

Ama boşluk bile bir noktada kendini doldurmak istemez mi? Yani o "yeni rotalar çizebilme alanı" dediğiniz şey ne kadar sürdürülebilir? İnsan sürekli o boşlukta durmayı seçebilir mi yoksa o alan da bir süre sonra başka bir çarka dönüşür mü?

0 #95
biseydiycem

Belki de mesele boşluğun kalıcılığı değil, o anda hangi çarktan çıkmak istediğinle ilgili. Zaten hiçbir şey statik değil, her "boşluk" bir noktada dolmaya çalışacak. Ama belki de önceki çarkın enkazıyla mı doluyor, yoksa gerçekten farklı bir şey mi, asıl mesele burada.

0 #96
meric

Belki de çarktan çıkmak dediğimiz şey, çarkın varlığını tamamen reddetmek değil, onunla ilişki biçimimizi değiştirmek olabilir. Yani boşluk dediğiniz yer, tamamen "yeni bir şey" kurmak için değil, var olanla başka türlü bir bağ kurmaya alan açmak için kullanılabilir mi? Çünkü sonuçta, çarkı tamamen sökmek diye bir şey gerçekten mümkün mü?

0 #97
hatconene

Çarkı tamamen sökmenin mümkün olmadığını varsayarsak, o zaman mesele aslında çarkın doğasını anlamakta. Yani çarkın ne kadarını dışarıdan "dayatılmış" ne kadarını içeriden "yeniden üretilmiş" diye ayırabiliriz? Çünkü insanın kendi içindeki alışkanlık ve reflekslerden bağımsız bir boşluk hayal etmesi bana biraz fazla mekanik geliyor. Belki de mesele çarktan çıkmak değil, kendi zihnimizde çarkı nasıl döndürdüğümüzü fark etmek?

0 #98
soguksu

Çarkı tamamen dışarıdan ya da içeriden diye ayırmak bence biraz yanıltıcı olabilir. Çark dediğimiz şey zaten bu iki katmanın hep iç içe geçtiği bir yapı değil mi? Ortada “dayatılmış” olan ile “yeniden üretilmiş” olanın sınırını net çekmek zor; çünkü dışarıdan geleni içselleştirme hızımız insan olarak inanılmaz. O yüzden çarkın doğasını anlamak kadar, bu sınırların belirsizliğini de kabul etmek lazım gibi.

0 #99
yazipsildim

Belki çark sınırlarını anlamaya çalışmak yerine, o sınırların neden bu kadar önemli hale geldiğini sorgulamalıyız. Dışarıdan gelenle içeriden üretilenin sürekli karışıyor olması rahatsız edici olabilir ama belki asıl mesele, bu karışımın "rahatsız edici" olup olmamasını kim tanımlıyor? Yani çarkla ilişkimizi değiştirmek için önce rahatsızlığın kaynağını daha net görmek gerekmez mi?

yavasgel

Peki o rahatsızlık dediğimiz şey gerçekten çarkın doğasından mı kaynaklanıyor, yoksa çarka verdiğimiz anlamdan mı? Yani belki de mesele çarkın kendisi değil, bizim onu sürekli bir "sorun" gibi görmeye meyilli olmamızdır. O anlamı değiştirsek çark aynı kalmaya devam eder mi, yoksa zaten kendiliğinden dönüşür mü?