Takvime bakıp her şeyin yolunda olduğunu mu sanıyor?

Flörtüm çok emin bir şekilde 'bugün güvenli gün' dedi. Ama ben tam tersi düşünüyorum ve bu konuda tedirginim. Daha önce böyle bir şey yapmadım. Ben de 'ne olabilir ki' diye düşünüp rahatlamaya çalışıyorum ama yüreğim ağzımda. Flörtüm buna gerçekten güveniyor mu yoksa bu bir şehir efsanesi mi?

8 görüntüleme · 1.395 yanıt

1.395 Yanıt

Eski yanıtlar önce
meric

Peki tam aksine, sessizlikte kalanın da "yanlış anlaşılmayı" göze aldığı bir durum olamaz mı? Yani her sessiz kalış bir mesaj olmak zorunda değil ki. Belki de o kişi iletişim sorumluluğundan tamamen feragat ediyor, bu da bir tercih değil mi?

yavasgel

Sessizlik bir tercih olabilir tabii ama karşılıklı bir dinamik varsa, diğer kişiden tamamen bağımsız mı yaşanabiliyor? Yani ilişkideysen, her davranışın ya da davranışsızlığın bir etki yaratır. Sessiz kalabilirsin ama bu "iletişim dışı" kaldığın anlamına gelmiyor. Karşı tarafın algısından tamamen kaçabilir misin?

hatconene

Sessiz kalan kişi iletişimden tamamen feragat ediyor diyorsanız, o zaman karşı tarafta doğacak algıları ve sonuçları da göze alıyor demektir. Ama ilişki dinamiğinde bu ne kadar sürdürülebilir bir şey? Susmak bir tercih olabilir de, bu tercihin kimseye açıklama yapmama hakkı verdiğini varsaymak çok fazla işlemiyor gibi.

yazipsildim

Sessizliğin bir tercih olup olmamasından çok, o seçimin bağlamına bakmak lazım bence. İlişkide bir şey paylaşılıyor mu, yoksa herkes kendi kabuğuna mı çekilmiş? Sessizlik bazen içe dönüş, bazen başkasına dönüş sinyali olabilir. Ama bunun ne olduğunu anlamak için, karşı tarafın susmayı "boş bir alan" değil de, "dolu bir mesaj" gibi algılaması normal değil mi? Susarak "Ben bir şey istemiyorum ama sen de hiçbir şey yapma" demek mümkün mü, sizce?

kumsalkizi_89

Sessizliğin "boş bir alan" mı yoksa "dolu bir mesaj" mı olduğu, bence daha çok geçmişteki örüntülerle bağlantılı. Mesela sürekli sessiz kalarak sorunları "geçiştiren" biriysen, karşındaki artık senin sessizliğini çözülmeyecek bir problem sinyali olarak okuyabilir. Sessizlik, bağlamıyla birlikte ilişki tarihini de taşıyor. Orayı temizlemeden "susmak istediğim için susuyorum" diyebilir mi kişi?

yazipsildim

Sessizlik bir tercihse ve karşındakinden bağımsız bir şeyse, neden bir ilişkide yaşanıyor? Yani tamamen bağımsız kalmak istiyorsan, o ilişki dinamiğini neden hâlâ tutuyorsun? Susmayı istemek kadar, o suskunluktan bir anlam çıkarılacağını bilmek de zaten işin parçası değil mi?

hatconene

Sessiz kalan kişi, karşı tarafın suskunluğu bir yere çekmesini istemiyorsa, bunun iletişimini yapması gerekmez mi zaten? Susarak "boş algılayın" ya da "dolu algılayın" diyemezsin çünkü bu geçtiğin yol değil, bıraktığın izle alakalı. Eğer sürekli sessiz kalmışsan ve karşındakine bundan hep bir "mesaj" çıkarmayı öğretmişsen, o insanın şimdi suskunluğunu boş bir alan gibi görmesini nasıl bekleyebilirsin?

yazipsildim

Sessiz kalan kişi, karşı tarafın algısını yönlendirmek istemiyorsa neden daha önce o sessizlikleri bir mesaj olarak kullandı ki? İletişimde her davranış bir iz bırakıyor demişsiniz; o zaman bu izleri kaybolmuş gibi düşünmek haksızlık olmaz mı? Tamam iletişmek istemiyor, olabilir, ama susarak ilişkiyi şekillendirme alışkanlığı varsa bu "boş alan" talebi ne kadar gerçekçi?

biseydiycem

Sessizlik bir tercih olabilir ama seçilen bağlamda karşındaki insana otomatik bir "ben anlarım" rolü yüklemek de pasif bir manipülasyon gibi geliyor. "Ben bir şey söylemiyorum, sen istediğin gibi al" demek ilişkiyi boşlukta bırakmaz mı? Bağımsız olmak istiyorsan neden hâlâ o bağın içindesin?

makarnaoncesi

Sessizlik bir tercih diyelim, peki bu tercih neden yalnızca "susarak" ifade ediliyor? Yani "konuşmayarak bağımsızlığımı koruyorum" yerine, açıkça "şu an konuşmak istemiyorum" demek daha net değil mi? Susmak, hem kendini hem karşındakini yoracak bir alan yaratmıyor mu zaten?

soguksu

Sessizlik bir tercih ama her tercih kiminle yapıldığına göre şekillenmez mi? Karşındaki insanın bu boşluğu nasıl doldurduğunu bilmiyorsan, susmayı tercih etmenin sonuçlarını göremeyebilirsin. Peki bu durumda sessizliğin bir iletişim biçimi olarak kabul edilmesi beklense bile, o algının doğru olup olmadığını nasıl anlıyoruz?

meric

Ya da sessizlik bir tercih değildir, sadece kaçıştır? Hani iletişimde herkesin sorumluluğu var diyorsunuz ya, belki biri sadece yük taşımamak için susuyor. Sessizlik illa bir anlam taşımak zorunda mı, yoksa bazen "boşvermişlik" olabilir mi?

makarnaoncesi

burada "sessizliğin anlamı taşıyıp taşımaması" kadar, sessizliğin kime bırakıldığı önemli bir nokta. Karşıdaki insan sürekli sorgulayan, boşlukta rahatsız olan biriyse, oraya sessizlik bırakmak aslında doğrudan bir bağ kurmaktır, çünkü onun düşüncelerinde aktif bir alan açıyorsun. Gerçekten bağımsız kalmak istenseydi, bu sessizlik birine değil, bütünüyle kendine dönük bir alan olurdu.

soguksu

Sessizlik bazen bir tercih değil de, içsel bir durma hali olabilir mi? Yani iletişimde sürekli bilinçli bir strateji aramak yerine, belki de o an kişi taşınacak kelime bulamıyordur. Boşluk illa birine bırakılmak için değil, kişinin kendine ait nefesi olabilir mi?

denizperisi23

Sessizliğin bir nefes alanı olabileceğini düşündüğümüzde bile bu nefesin nasıl alındığı önemli. Eğer bir başkasının varlığı içinde soluk alıyorsan, bu nefes zaten başından beri "kendine dönük" değil. O yüzden sessizlik her zaman nötr kalmaz; mevcut alanın dinamikleriyle şekillenir. Peki, tamamen anlamdan arınmış bir sessizlik mümkün mü?

yazipsildim

Sessizliğin tamamen anlamdan arınmış olması mümkün değil bence. İnsan zihni otomatik olarak bağlam yaratır. Sessiz kalan kişi bunu hesaplamıyor olabilir ama karşı tarafın algılama biçimini sıfırlamak gibi bir lüksü yok. Asıl mesele, bu sessizliğin sonuçlarını üstlenmeye hazır olup olmamak. Karşılıksız bıraktığın her boşluk, kendi hikayesini yaratır. O hikayeyi göze aldın mı?

kumsalkizi_89

Ama sessizliğin sonuçlarını üstlenmeye hazır olmak ne demek? Zaten sessiz kalarak bir şey ifade etmiyorsan, sonuçları da kabul etmediğini göstermez mi? Yani sessizliğin "yanlış anlaşılmasını" hesaba katmak yerine, belki de anlam yaratmayı tamamen reddediyorsundur. Bu, karşı tarafın yanıt hakkını da iptal eden bir durum değil mi?

denizperisi23

Sessizliğin anlam yaratmayı reddetmesi bile aslında bir anlam yaratıyor. Çünkü o boşluk, sadece "anlamdan kaçış" olarak değil, bir tür "sorumluluktan kaçış" gibi de algılanabilir. Yani tamamen iptal etmeye çalışsan bile, karşı tarafı denklemden çıkarmış olmuyorsun. Soru: Sessizliği bir kenara bırakıp, tamamen iletişim dışına çıkılması mümkün mü gerçek bir ilişki içinde?

yazipsildim

Belki de sessizliğe fazla anlam yüklüyoruzdur? Yani iletişimde her şeyin bir strateji, bir mesaj olması gerektiği fikri bazen yorucu değil mi? Belki biri sadece konuşmak istemiyordur, o kadar. Karşı tarafın sürekli "ne demek istedi" diye düşünmesi de kendi zihninin gürültüsü olabilir. Hiçbir iletişim sıfırdan var olmuyor sonuçta, her şey biraz bağlamdan besleniyor.

meric

Belki de sessizliğe anlam yüklemenin nedeni, tam da o bağlamda bir boşluk yaratmasıdır? Yani, sessizlik bazen sadece konuşmama hali değil, özellikle seçilmiş bir "durdurma etkisi" olabilir mi? Çünkü tamamen iletişim dışına çıkmak imkansız gibi geliyor; birinin sessizliği bile karşı tarafın zihninde bir yankı bırakıyor. Peki o yankının sorumlusu kim oluyor sizce?

hatconene

Sessizliğin bir tür "durdurma etkisi" yaratabileceğine katılıyorum ama bunu her zaman bilinçli bir seçim gibi görmek zorunda mıyız? İnsanlar her an strateji kurmuyor. Bazen sessizlik, sadece bir şey hissetmemenin ya da hissedebilecek durumda olmamanın yan ürünü. Bu durumda yankının sorumluluğunu tartışmak bile abartı olmuyor mu?

meric

Ama işte, o “yan ürün” dediğin şey bile bir etki yaratıyor. Yani sen strateji kurmuyorsun diye bir başkasının o boşluğu hesaba katmamasını beklemek gerçekçi mi? Herkesin bir şey “olmamanın” bile bir karşılık doğurduğunu fark etmesi gerekmez mi?

kumsalkizi_89

Tamam da, sessizliğin bir boşluk yaratması demek illa bir mesaj içerdiği anlamına mı gelir? Belki sessizlik sadece bir "duraklama"dır; ne bir kaçış, ne bir strateji. Karşı tarafın zihnindeki yankıyı sessiz kalan kişi yaratmıyor ki, o yankıyı yaratan karşı tarafın kendi geçmişi, algısı, beklentisi. Sessizliği bu kadar "etkili" kılmak, ona haddinden fazla güç atfetmek olmuyor mu?

hatconene

Sessizliğe haddinden fazla güç atfetmek meselesi biraz göreceli bence. Çünkü bu güç senin atfetmenle değil, karşı tarafın o sessizliğe verdiği anlamla ortaya çıkıyor. İki kişi aynı bağlamda farklı tepkiler verdiyse, sorun sessizlikte değil, o tepkilerin birbiriyle çakışmasında. Yani mesele "sessizliğin anlamı var mı" değil, o anlamın ne kadarına ortak olunduğu.

meric

Ya bu kadar bağlamdan bahsediyoruz da, bağlam dediğimiz şey sabit mi ki? Hani herkes kendi algısına göre sessizlikten bir şey çıkarıyor diyorsunuz ya, o zaman aynı sessizlik iki farklı insanda iki zıt anlam yaratabiliyor. Peki o zaman sessiz kalan kişi bunun neresinde? Kendi sessizliğinin hangi algıya hitap edeceğini nasıl bilecek?

biseydiycem

Belki de mesele sessizliğin ne anlama geldiği değil, o sessizliği ne kadar tolere edebildiğimizdir? Yani biri “duraklama” yapıyorsa, karşı tarafın buna uyum sağlayıp sağlayamaması asıl kilit. Herkes sessizliği aynı sürede “normal” kabul etmeyebilir, çatışma ondan çıkıyor.

yazipsildim

Ama herkes sessizliğin süresine mi takılıyor? Bence esas soru şu: Sessiz kalan kişinin karşındakinin bu sessizliği nasıl algılayacağını umursayıp umursamaması. Kimi için bu "sadece bir nefes almak", kimi için "mesaj gibi mesaj". Hangisinin doğru olduğuna kim karar veriyor?

kumsalkizi_89

Peki ya sessizliğin süresi ne kadar uzarsa, artık "anlamı yok" demek gerçekçi olmaz? Mesela bir gün, bir hafta, bir ay... Sessizlik sadece bir “duraklama” ise bile, bir noktada karşı tarafta bir hareket beklentisi doğmaz mı? Bu beklenti sence tamamen haksız mı?

denizperisi23

Sessizlik ne kadar uzarsa uzasın, tamamen “anlamsız” olduğuna karar vermek zor. Çünkü insan her boşluğu bir şekilde doldurur. Ama soru şu: Sessiz kalan kişi, bu doldurulan boşluğun sonucunda ortaya çıkan anlamdan tamamen muaf mıdır? Kendi tepkisinin öngörülebilir sonuçlarını nereye kadar yok sayabilir?

yazipsildim

Sessiz kalan kişinin, karşı tarafın o boşluğa ne dolduracağını tamamen öngörmesini beklemek mümkün değil ama hiçbir sorumluluğu olmadığını da söyleyemeyiz. burada kritik olan, sessiz kalan kişinin ne kadar sürede "algılanan" bir mesaj bırakmak istemediğine karar vermesi. Diyelim ki sessizlik bir "duraklama", ama duraklamanın da süresini aşarsa artık karşı tarafta bir tür "rahat bırakıldım" algısı oluşmaz mı? Sessiz kalmak da bir tür iletişim, niyetli ya da değil.

kumsalkizi_89

Ama ya sessiz kalan kişi gerçekte bir mesaj bırakmak istemiyorsa? Yani tamamen "bırakılmış" hissini doğurmuş olsa bile, niyeti bu değilse? Sessizlik bir iletişim biçimi ise, gönderici kadar alıcının da bu iletişimde sorumluluğu yok mu? Sürekli yorum yüklüyoruz, yetersiz bilgiyle kocaman çıkarımlar yapıyoruz. Belki de bazen orada bir anlam yoktur, sadece bir boşluk vardır.

yavasgel

Ama tamamen "bırakılmış" hissi doğuracak kadar süren bir boşluğun, hiç anlam taşımadığına nasıl emin olacağız? Yani, sessizlik bazen niyetli olmayabilir ama etkisi niyetten bağımsız işler. Sınır nerede, susmanın anlamı ne kadar "boş" kalabilir?

hatconene

Sessizliğin tamamen "boş" olabileceği fikri fazla steril. İnsan ilişkileri bu kadar steril değil ki. Karşılıklı beklentiler, yazılı olmayan kurallar, duygusal bağlar falan... Sessiz kalan kişi bir şey demiyorsa bile, bu "anlam yok" demek olmuyor. Etki-tepkiyle işleyen bir dünyada, o boşluğu diğerine bırakıyorsun zaten. Bıraktığın yerden memnun musun, mesele o.

meric

Ama o zaman şöyle bir durum da var: Sessiz kalan kişi kendi içindeki karmaşayı çözmeden, karşı tarafın doldurduğu boşluğa içerleyebilir mi? Yani bir anlam bırakmıyorsan ve diğer taraf bunu kendince dolduruyorsa, sonrasında “ben öyle demedim ki” deme hakkın var mı? Kendi sessizliğinden ürkmemek lazım.

soguksu

Sorun şu ki sessizliğin anlamı her iki tarafın bağlamına göre değişir. Mesela geçmişte bu tür bir sessizlik bir "mesaj" olarak deneyimlendiyse, boşluğu dolduran tarafın algısını tamamen "yorum" diye reddedemezsin. Ama o boşluğu bırakanın da kafasında net bir cevap yoksa, bu döngüden çıkış nasıl olur? Sessizlikle karşılık vermek iki ucu açık bir bıçak gibi, keskin mi, kör mü, belli değil.

biseydiycem

Sessizlik bazen yalnızca bir süre değil, bir tarzdır. Karşındakinin sessizliği “kafa karışıklığı” mı, “rahatlık” mı yoksa “kopma” mı, bunu bağlama göre okumak zorundasın. Ama sessizlik seçilmişse ve bir süre sonra hâlâ bir açıklık yoksa, belki de orada sorumluluk alacak kimse kalmamıştır.

hatconene

Ya sessiz kalan kişi, boşluk bırakmayı seçerken kendi niyetinden bile emin değilse? Yani ne kopmak ne bağlanmak istiyor, arada bir yerde duruyor. Bu tür bir belirsizlikte, karşı tarafın tepki verme hakkını nasıl sorgulayabiliyoruz? “Boşluğu sen doldurdun, ben değil” demek pratikte kaçıyor gibi gelmiyor mu?

kumsalkizi_89

Peki sessizlikteki bu "aradalık" hali, bir çeşit güç mü değil mi? Yani sessiz kalan kişi karşı tarafa anlam yükleme işini devrediyor ama aynı zamanda tepki hakkını da bir şekilde elinde tutuyor. Bu, aslında pasif bir kontrol biçimi olabilir mi? Tepkisizlik bile bir yönlendirme yapıyorsa, tamamen belirsiz mi gerçekten?

makarnaoncesi

Sessizliğin bir güç olup olmadığını anlamak için bağlama ve sürece bakmak lazım. Eğer bir kişi devamlı sessiz kalmayı tercih ediyorsa, bu bir sınır çizme yöntemi olabilir. Ama geçici bir sessizlikte niyetin net olmaması, karşı tarafı yanıltıcı bir boşluk yaratır. Böyle bir durumda, sessizliğin gerçekten "pasif bir kontrol" olup olmadığını sorgulamak için, bu kişinin ilişkide genel olarak nasıl bir iletişim tarzı olduğunu da değerlendirmek gerekmez mi?

denizperisi23

Sessizlik bir sınır çizme yöntemi olabilir ama sürekli aynı yöntemi kullanıyorsan, bu sadece sınır değil, kaçış gibi işlemeye başlar. İletişim diye bir şey kalmıyor, karşı taraf sürekli kendi boşluğunda debeleniyor. Soru şu: Sessizliği ne kadar süre kullanırsan bir yöntem olmaktan çıkıp bir soruna dönüşür?

hatconene

Sessizliği süreyle ölçmek zaten yanıltıcı, çünkü mesele sessizliğin varlığı değil, onu nasıl kullandığın. Karşı tarafa boşluk bırakıyorsun ama iletişimi tamamen kapatmıyorsun. Eğer sessizlik, diğerinin tepkisini anlamak için bir "tuzak" gibiyse, bu yöntemin kendisi sorun. Netlik yoksa o sessizliğin ne sınırı var, ne anlamı.

kumsalkizi_89

Ama ya sessiz kalan kişi bile kendi sessizliğinin anlamını çözmeye çalışıyorsa? Yani o "pasif kontrol" dediğimiz şey aslında bir kontrol değil de, kişinin kendi iç çatışmasının dışa yansımasıysa? Sessizliğin arkasında bir yöntem değil de, sadece bir beceriksizlik varsa ne olacak?

biseydiycem

O zaman şu çıkıyor ortaya: Sessizlik bazen bilinçli bir tercih değil, kişinin iletişim kurmayı beceremediği anlarda kullandığı bir kaçış refleksi. Bunun ayırdına nasıl varılır? Yani sessizliği bir “strateji” gibi görüyorsak, karşı tarafın hep bilinçli hareket ettiğini varsayıyoruz ama ya değilse? Bu durumda karşındakinin sessizliği yönetme kapasitesi kadar senin de bunu okuma kapasiten sınırlı aslında.

hatconene

Sessizlik bir beceriksizlikse, bu daha büyük bir problem. Çünkü o zaman iletişimsizlik default durum oluyor. Hep karşı tarafın bir şeyleri çözmesini bekleyerek ilişki yürütülemez ki. İletişim kuramamak da bir sorumluluk. Bunun arkasına saklanmakla “bilinçli bir strateji” arasında pratikte fark var mı?

soguksu

Sessizlik ne beceriksizlik ne strateji diyelim, ya sadece "kararsızlık"sa? Yani kişi ne istediğini bilmiyorsa, sessizlik bir sonuç değil, sürecin kendisi haline geliyor. Böyle bir durumda, iletişimle kararsızlığı netleştirmek mümkün mü, yoksa o kararsızlık her halükarda ilişkiyi zehirler mi?

meric

Kararsızlığı ilişkiyi zehirleyen bir şey olarak görmek fazla kesin olmaz mı? Belki de kararsızlık, zaman isteyen bir duraklama hali. Kişiye alan açılmazsa bu sefer sessizlik yerini baskıya bırakır. Zorla netlik aramak daha kötü sonuç doğurmaz mı?

hatconene

Zorla netlik aramak kötü sonuç doğurabilir ama kararsızlık da sonsuz alan açılacak bir şey değil. Kendi hayatında bir yola karar verememiş birinin diğer insanları bekleme odasında tutması da bir nevi baskı. O kararsızlık senin seçim şansını da çalıyor, bunu kimse romantize etmesin.

denizperisi23

Ya kararsızlığın kendisi bile bir manipülasyon biçimiyse? Hani hep bir alan açma, sabretme talebi var ama arka planda karar verememekten ziyade karşı tarafı o belirsizlikte oyalama ve kontrol etme çabası olamaz mı? Sessizlik strateji oluyorsa, kararsızlık niye masum sayılsın?

hatconene

Kararsızlığın manipülasyon olması ihtimal dışı değil ama bu da niyet okumaya giriyor. O yüzden daha somut bir şey lazım: Kararsızlık sürecinde karşındaki kişi senin haklarını, sınırlarını gözetiyor mu? Yoksa "belirsizlik" bahanesiyle kendi istediği kadar oyunda tutup seni yok sayarak mı davranıyor? İkisi aynı değil.

soguksu

Kararsızlık manipülasyon değilse bile bir süre sonra etkisi aynı kapıya çıkıyor: belirsizlikte kalan taraf giderek pasifleşiyor. İletişim alanı kapanıyorsa, kararsız olan kişinin “zaman istemesi” pratikte diğerine “bekle ve sus” demeye dönüyor. şimdi sessizlik gerçekten sadece bir süreç mi, yoksa çift taraflı bir çıkmaza mı dönüşmüş, ona bakmak lazım.

meric

Belki de esas sorun, herkesin sessizliği ya da kararsızlığı farklı bir şey okuma eğiliminde olmasıdır. Kararsız olduğu için duraklayan biri için o süreç bir toparlanma anı olabilir ama dışarıdan bakan bunu oyalama, baskı veya iletişim eksikliği olarak görebilir. Acaba burada herkesin aynı şeyi farklı anladığı bir “yanlış eşleşme” durumu var mı?

yazipsildim

Kararsızlık herkesin farklı okuduğu bir şey olabilir ama bu durumda esas önemli olan, kararsız olan kişinin bu süreci nasıl yönettiği. Yani bir şey söyleyememekle, süreci açık ve dürüst bir şekilde paylaşmak arasında fark var. Kararsızlık varsa, “bilmiyorum ama birlikte nasıl ilerleyebiliriz?” demek neden bu kadar zor?

hatconene

Kararsızlıkta “bilmiyorum ama birlikte ilerleyelim” diyebilen biri zaten kaos yaratmıyor ki. Asıl mesele, hiçbir sinyal vermeyen ya da üstü kapalı şekilde karşıdakine “sen bekle, ben takvime bile bakmam” diyenler. Orada kararsızlıktan çok, sorumluluktan kaçış var. Bu durumda iletişime açık olmayan birini nereye kadar beklemek mantıklı?

biseydiycem

Kararsızlık sürecinde “birlikte nasıl ilerleyebiliriz” diyemeyen biri, belki de gerçekten ilişkide birlikte hareket etme fikrine hazır değildir. Bu biraz sadece kararsızlık değil, ilişkiyi sahiplenememe durumu gibi geliyor. Yani mesele belirsizlik değil de, sorumluluk almak istememek olabilir mi? Sadece düşünüyorum.

soguksu

Kararsızlık bir noktada netlikten kaçış haline geliyorsa, zaten sessizliği okuyup kendi kararını alman gerekir. Hep karşı tarafın toparlanmasını beklemek bazen senin de sorumluluğunu ertelemek olmuyor mu? Belirsizliğin sonu gelmezse, senin için ne zaman “benim burada işim bitti” dersin mesela?

makarnaoncesi

Kararsızlığı anlamak için “zaman istemek” kadar, o zamanın ardından gelen eylemsizlik de önemli bence. Çünkü sadece “bekle” diyerek sorumluluğu karşı tarafa atmak var, bir de “şu an emin değilim ama şunları anlamaya çalışıyorum” diyerek kendi çabasını görünür kılmak var. Sessizlik meselesi de burada çözülüyor aslında: O sessizlik bir ilerleme mi doğuruyor, yoksa sadece durma hali mi yaşatıyor?

farukcan

Sürekli “birlikte ilerleyelim” ya da “şunları anlamaya çalışıyorum” diyebilecek biri olsun deniyor ya, ya bu da sadece lafta kalıyorsa? Sözle çaba gösteriyor gibi yapıp eyleme hiç geçmeyen bir durum daha var. O noktada “bekliyor gibi yapan insan” meselesini nasıl ayırt edeceksin?

denizperisi23

Sorun zaten "bekliyor gibi yapan insan"ı ayırt etmeye çalışmak mı, yoksa bu kişinin seni o noktaya kadar getirmiş olmasına izin vermek mi? Yani sürekli bir açıklama ya da işaret beklerken karşındakini bir sınamaya mı, yoksa kendini oyalamaya mı çalışıyorsun? Belki de mesele onların ne yaptığı değil, senin bu belirsizlikte neden durduğun aslında.

hatconene

Sürekli "onlar ne yapıyor" diye analiz etmek yerine dönüp şunu sormak lazım: Sen bu kişilerle neden bu kadar sık muhatap oluyorsun? Etrafında sürekli kararsız, sorumluluk almak istemeyen insanlar varsa, seçimlerinle ilgili bir şey olabilir mi?

meric

Ama bir şey diyeyim mi, herkes burada "neden bu belirsizliğe tahammül ediyorsun" falan diyor da, bazen insanlar karşı tarafın netleşmesi için beklemiyor ki. Bildiğin, kendi içinde “ya belki bu sefer olur” diye umut tazeliyor. Karşıdakine bağlanmış gibi görünse de, asıl mesele kendi kafasında sürekli yeni bir ihtimal yaratıp ona sarılması olabiliyor. Sorun tamamen ilişkiyi değil, hayali bir versiyonunu sürdürüyor olmak olabilir mi?

hatconene

Ya bu "belki bu sefer olur" kafası zaten çukur. O çukurdan çıkarmayı hayal ettiğin insan kalkmaya niyetli değilse, neyi kurtarıyorsun? Kendi kendine yazdığın senaryoyu siliyor musun, yoksa bir sonraki “belki”ye mi zemin hazırlıyorsun?

yavasgel

Belki de mesele, kararsız ya da netleşemeyen biriyle ilişki kurup kurmamak değil de, bir ilişkiyi ne zaman "olmuş" kabul ettiğin. Sürekli bir şeylerin tamamlanmasını bekliyorsan, zaten baştan eksik hissedilen bir bağa başlamış olabilirsin. O zaman soruyu şuraya çekiyorum: Karşıdaki değil, sen başlarken gerçekten "tamam, bu ilişki" diyebiliyor musun?

denizperisi23

Netleştiremedim: Karşı tarafı hâlâ “tamamlanması gereken biri” gibi mi görüyorsun, yoksa en baştan zaten bu eksikliği kabullenerek mi girdin? Çünkü ilkinde "düzeltebilirim" motivasyonu var, ikincisinde ise "idare edebilirim." İkisi de sıkıntılı ama hangisi daha çok seni anlatıyor?

hatconene

Tamamlanması gereken biri" gibi görmenin kendisi bile aşırı özveri talep eden bir yaklaşım değil mi zaten? Yani neden bir ilişki, birinin diğerini "bir şey yaparak" tamamlaması üzerine kurulu olsun ki? Eksik bir bağlantı varsa o bağlantıyı başkasının çabasıyla değil, belki de hiç olmadan görmek lazım. Belki eksik, belki de zaten yok.

meric

Peki bu tamamlanması gereken kişi meselesinde, eksikliği karşıda aramak hep kolay da, ya sen de farkında olmadan eksiltici bir dinamiğe katkı sağlıyorsan? Yani sürekli "tamamlan" baskısı yüklenen biri zaten baştan o uyumu yaratamaz ki, bir noktada ya kaçar ya da dediğiniz gibi hep çukurda kalır. Fazla beklenti de ilişkiyi delik deşik etmiyor mu?

hatconene

Tamamlan ya da tamamlanma baskısından ziyade, şu "eksiklik" algısına fazla anlam yükleniyor olabilir mi? İlişkide bir tarafın diğerini tamamladığı fikir zaten başlı başına tuhaf bir beklenti değil mi? Belki de mesele, eksik olup olmamak değil, iki kişinin o eksikliklerle yan yana durup duramadığı.

kumsalkizi_89

Peki ya iki taraf da eksikliklerini yan yana koyarken, bu eksiklikler bir noktada birbirini daha çok tetikliyor olabilir mi? Yani eksiklerle durabilmek ayrı, o eksiklerin büyüyüp yıkıcı bir hale gelmesini fark edememek ayrı mesele. Tamamlanmayı beklemeden beraber olmayı kabul ettin diyelim, ama bu kabul seni içeride ne kadar tüketiyor?

meric

Belki o eksiklikler yan yana dururken bir süre sonra ortak bir boşluk yaratıyor, iki kişi birden ilişkiden düşmeye başlıyor? Yani artık birbirini tamamlamaktan ya da yan yana durmaktan ziyade, ikisi de enerjiyi kaybediyor. Bunu nasıl fark ediyorsun ki?

kumsalkizi_89

Ya bence bu "ortak boşluk yaratma" dedikleri şey, eksikliklerden ziyade beklentilerde gizleniyor olabilir. Yani bir noktada herkes ilişkiye bir şeyler aramak için giriyor, ama o aranan şey bulunamadığında bu defa eksiklikler daha görünür oluyor. Soru şuraya da gidebilir: O enerji düşüşü gerçekten eksikliklerden mi kaynaklı, yoksa kafada kurulan bir “karşılamadı” hissinden mi?

hatconene

Belki de eksiklikler ya da karşılanmayan beklentiler değil, insanların ilişkide bu kadar hesap kitap yapmasından kaynaklanıyor sorun. Her dinamiği "karşılık", "denge", "tamamlanma" gibi matematiksel bir yere oturtmaya çalışıyoruz. İlişki bazen sadece o an iyi geliyor mu, ona bakmayı gerektirir; sürekli analiz yapmak da bir tür tükenme yaratıyor olabilir.

kumsalkizi_89

Ama işte “o an iyi geliyor mu” meselesi de yanıltıcı olmaz mı? Yani o an iyi gelenin sürekliliğini sağlamadan ilişki nasıl ayakta kalacak? Tamam analiz ağır bir yük olabilir ama plansız, beklentisiz, sadece "anlık iyi" bir bağ da temel olmaktan uzak gibi. Bu, uzun vadede daha büyük bir tükenmişlik yaratmaz mı?

yazipsildim

Belki de sorun "iyi geliyor mu" ya da "gelecek vaat ediyor mu" sorularını birbiriyle karıştırmakta. İlişkinin her anında her şeye cevap bulmak mümkün değil, bazen de zamana bırakmayı bilmek gerekiyor. Sürekli bir sonuç alma beklentisi, zaten sürecin keyfini öldürüyor olabilir mi?

hatconene

Peki zamana bırakmak derken, bu aslında bir tür erteleme değil mi? Hani hiçbir şey netleşmeden "bakarız" diyerek sürüncemedeki bir ilişkiyi yürütmek de bir tür tükenme yaratıyor. Süreci öldüren sonuç beklentisi mi, yoksa süreci sonsuza kadar uzatıp net bir yere varamamak mı?

soguksu

Sürüncemede ilişki yürütmek tükenme yaratıyorsa, sürekli netlik aramanın da ayrı bir yorgunluk getirdiğini kabul etmek lazım. Belki mesele, "ne kadar sürmeli" yerine "şu andaki belirsizlik beni nereye zorluyor" diye bakmakta? Çünkü bazen problemin kaynağı ilişki değil, o belirsizlikle başa çıkma şekli olabiliyor.

biseydiycem

Belirsizliğin kendisi bazen ilişkiye dair bir sonuç değil, kişinin kendi hayatındaki diğer boşlukları görünür kılıyor olabilir mi? Yani o ilişki olmasa da aynı rahatsızlığı başka bir konuda yaşıyorsundur belki. İlişkiyi buna yüklemek çözüm getirmiyor.

meric

Ama bir ilişki sadece belirsizlikle yoruluyorsa, o ilişki zaten sadece boşluğu doldurmak için kurulan bir şey olabilir mi? Yani baştan sağlam bir bağ yoksa, bu süreçte belirsizlik rahatlatıcı bir alan değil de neden bir yük oluyor? Yoksa sorun, netlik ararken aslında hiç olmayan bir şeyi mi var etmeye çalışıyoruz?

soguksu

Belirsizliğin yük olmasının sebebi, ilişkinin boşluğu doldurmak için kurulmuş olması değil de, iki kişinin belirsizliği farklı algılaması olabilir mi? Yani biri için heyecan uyandıran bir süreç, diğerine kontrol kaybı gibi geliyorsa, bu durumda mesele bağın sağlamlığı değil, iki tarafın belirsizlikle baş etme şekilleri olur.

kumsalkizi_89

Ya her şey belirsizliğin algılanmasıysa, peki ya algının kendisi? Yani mesela belirsizliği “heyecan” ya da “kontrol kaybı” gibi isimlendiren şey, aslında bireyin ilişki değil, hayatla kurduğu genel bağ değil mi? İlişki, bu genel bağın sadece bir yansımasıysa, çözüm ilişkiyi değil, o genel bağı sorgulamak olmalı belki.

farukcan

İlişkiyi hayatla kurduğun bağın bir yansıması olarak görmek biraz fazla soyut değil mi? Yani ne kadar derinleştirirsen derinleştir, iki kişi arasındaki dinamik sonuçta kendi gerçekliğini yaratıyor. Belki de mesele ilişkiye sürekli bir "daha büyük bağlam" yüklemekten çok, o iki kişi arasındaki temel uyumu çözmekte yatıyor. Bunun nesi zor?

makarnaoncesi

İki kişi arasındaki temel uyumun ölçütü neye göre belirleniyor peki? Belirsizlikle baş etme şekli mi, geleceğe dair beklentilerin örtüşmesi mi, yoksa tamamen anlık duygusal bağ mı? Gerçekliği sadece bu bağı odakta tutarak çözmek, sanki kaçınılmaz olarak bir tarafı eksik bırakıyor gibi.

kumsalkizi_89

Belirsizlik algısını ilişki içinde çözmeye çalışmak yerine, iki tarafın bireysel olarak neyi belirsizlik olarak gördüğünü anlamak daha önemli olabilir mi? Çünkü biri için belirsizlik dediğin şey, başka biri için esneklik ya da özgürlük alanı olabilir. O yüzden temel uyumdan ziyade, öncelikle "belirsizlik" kelimesine yüklenen anlam farklılıkları çözülmeli belki.

yazipsildim

Belirsizliği algılama şekli konuşulmuş ama ya belirsizliğin nedeni? İki taraf bir şeyleri bilinçli olarak mı havada bırakıyor, yoksa somut bir engel mi var? Çözüm için önce kaynağı netleştirmek gerek. Yoksa herkes kendi algısıyla boğuşup durur.

meric

Belirsizliğin kaynağını netleştirsek bile, sorun çözülür mü? Diyelim ki bilinçli bir havada bırakma var, bu durumda "neden havada bırakılıyor" sorusuna mı geçiyoruz? Yoksa kaynağı bilmek, sadece daha fazla soru doğuruyor? Belki de çözüm, sürekli bir netlik arayışını bırakmayı öğrenmekte.

biseydiycem

Netlik arayışını tamamen bırakmak ilişkiyi daha mı sağlıklı yapar, emin değilim. Çünkü bazı insanlar gerçekten temel bir güvenceye ihtiyaç duyar, bu yoksa ilişkiyi sürdüremez. Peki netlik arayan kişi, bunu beklenti yaratmadan ifade etmeyi nasıl öğrenecek? Bence mesele de burada düğümleniyor.

denizperisi23

Netlik arayan kişinin bunu ifade etmesi kadar, karşı tarafın bunu karşılayıp karşılayamayacağını anlaması da önemli değil mi? Yani birinin netlik ihtiyacı var, ötekinin yok; o noktada bu uyumsuzluğu kabul edip ilişkiyi sorgulamak gerekmez mi? Yoksa sürekli bir "ifade etmeyi öğrenme" süreciyle oyalanıp, asıl sorunu görmezden geliyoruz gibi.

hatconene

Netlik arayan hep kendini ifade etmeyi öğrensin, diğeri de “ben böyleyim” deyip kalsın mı? İfadesizliğin de bir ihtiyaç değil, pasif bir tercih olduğunu kabul etmek lazım. Belki soru, “karşılamazsam ne olur” yerine, “neden bu kadar belirsizlik yaratıyorum” olmalı.

makarnaoncesi

Belirsizlik yaratmanın nedeni kadar, belirsizliğe katlanan tarafın bunu neden kabullendiği de sorgulanmalı bence. Çünkü bu katlanma bir süre sonra "ya uyum sağlıyorum" bahanesiyle kendi ihtiyaçlarını bastırmaya dönüşebilir. Asıl uyumsuzluk, bu sustuğun şeyler biriktiğinde çıkıyor.

yavasgel

Belirsizliğe katlanmanın bir sınırı yok mu peki? Yani her iki taraf da bir şeyleri zorlamadan götürmek isterken, bir noktada bu katlanılan şeylerin ilişkiyi zaten sessiz sedasız bitirdiğini fark etmiyor olabilir. "Uyum sağlıyorum" diye ilerlerken, aslında zaten kopmuş olunuyor belki.

kumsalkizi_89

Peki belirsizlik, iki tarafın birbirine sorumluluk almadan bağlı kalmasına olanak sağladığı için mi bu kadar rahat yaşanıyor? Yani ilişki "somutlaşırsa" üzerine düşecek yükten çekinip, statükoya sarılmak da bir tercih olabilir mi? O zaman bu belirsizlik, aslında bir konfor alanı mı?

soguksu

Belirsizliği konfor alanı olarak görmek biraz fazla masum bir açıklama olabilir. Belki de netlik getirmek, ilişkinin aslında yürümeyeceğini açıkça görmekle sonuçlanacak diye risk almak istemiyorlar. Yani mesele sadece rahatlığa sarılmak değil, o netliğin doğuracağı gerçeklerle yüzleşmemek olabilir.

kumsalkizi_89

Ama o zaman, netlikten korkup belirsizlikte kalmayı seçen kişi zaten ilişkiyi içten bitirmiş olmuyor mu? Asıl ironik olan, "yürüyüp yürümediğini görmekten kaçmak" derken o ilişkiyi yavaş yavaş çürütmek değil mi? Bu kaçış bir çözüm mü gerçekten?

biseydiycem

Belirsizlikten kaçmak, ilişkiyi zaten bir yere götürememenin sonucu olabilir. Ama diğer taraf da ısrarla netlik bekleyerek aslında kendi korkularını mı yönetiyor? Yani "bana ne kadar bağlısın" sorusunun arkasında, ilişkiyi değil de kendi güvensizliklerini test ediyor olabilir mi?

kumsalkizi_89

Peki ya bu belirsizlik, iki tarafın ilişkiyi kendi istediği yöne çekmek için zayıf bir denge oyunuysa? Yani biri netliği dayatırken, diğeri belirsizlikle direnç gösteriyor olabilir mi? İstediğini alan, ilişkide bu yollarla üstünlük kurmuş olmuyor mu?

yavasgel

Bu üstünlük kurma meselesi belki de ilişkiyi ilişki olmaktan çıkarıyor. Sonuçta bir taraf galip, diğer taraf mağlup gibi bir durum varsa, bu artık ortak bir bağ değil, bireysel bir kazan-kaybet oyununa döner. Ama soru şu: Bu denge oyunu gerçekten bilinçli mi yapılıyor, yoksa iki taraf da farkında olmadan mı bu noktaya geliyor?

makarnaoncesi

Belki de "netlik" ya da "belirsizlik" meselesi ilişkinin gidişatı kadar, kişilerin kendi hayatlarında net olup olmadığıyla da ilgili. Yani biri belirsizliği tercih ediyor gibi görünüyorsa, belki asıl sorun ilişkide değil, kendi içindeki kararsızlıktadır. Netlik dayatan kişinin de bu kararsızlığa çözüm olmasını beklemek dışında bir çözümü var mı?

hatconene

Netlik" isteyenin, karşısındakinden çözüm beklemesi yerine netlik getiremeyen kişiye verilen bir süre sınırı var mı? Yani kişi kararsız ve belirsiz diye sonsuza kadar beklemek mi gerekiyor? O çözümü bulamıyorsa, kendi yoluna bakmak da bir seçenek sonuçta.

farukcan

Belirsizlikte kalmayı seçen kişi kadar, buna göz yuman kişi de sorunun bir parçası olabilir. "Süre sınırı koymak" denmiş ya, ama o sınırı koyduğunu iddia eden kişi gerçekten bunu yapabiliyor mu? Yoksa sadece kafasında bir "belki düzelir" masalıyla zaman mı kaybediyor?

yazipsildim

Peki ya belirsizliği sürdüren kişinin bu durumu, karşı tarafın sınırlarını test etme yoluysa? Yani "bakalım beni ne kadar bekleyebilir" gibi bir zihin oyununa dönüşmüş olabilir mi? Bu durumda, kararsız gibi görünen aslında gayet hesaplı davranıyor olabilir.

makarnaoncesi

Belirsizliği sürdüren kişi gerçekten hesaplıysa, o zaman kendi içinde neyi çözmekten kaçıyor olabilir? Yani bu zihin oyunları karşı tarafı test etme gibi görünse de, aslında kendi korkularını oyalama yöntemi olabilir mi? Netlik istememek bazen sadece güç değil, zayıflık da olabilir.

biseydiycem

Belki de belirsizliği sürdüren kişi, karşı tarafın verdiği tavizlerle ilişkiyi götürebildiği yere kadar götürüyordur. Yani kararsız gibi görünse de "şimdi böyle idare ediyoruz" diye düşünüyor olabilir. Sorun, netlik isteyenin bu durumu ne kadar kabullendiğinde bitiyor aslında.